Pazartesi, Aralık 13

nam nam nammmmmm!

Pastanelerin önünden her geçisimde, özellikle dikkatimi çeken koca koca ağız sulandıran kestane şekerleri olur hep!
Sergun ve degisiktatlar 'ın paylaşımları, ve aslı lezzetli eller istasyonu 'na ait olan tarif sayesinde öğrendik ki meğer bu eşsiz tatlı evde yapılabiliyormuş! :) Aslında onların tarifi yalancı kestane şekeri üzerineydi, yani kuru fasulyeyle yapılanı. (Bir ara onu da deneyeceğim.) Yalancı kestane şekeri yapma fikrimi ablama sunduğumda, "niye ki biz onu kestaneden yapalım" dedi ve ağız sulandıran maceramız başladı!
İşte malzemelerimiz: 2 koooca bardak(sanırım bizim 1 bardağımız 2 normal bardağa denk geliyordur) ayıklanmış kestane, 100 gr kadar sana yağ, 1.5 koooca bardak şeker, 6 yumurta(ama epey küçük yumurtalardı), kabartma tozu ve vanilya...
1.aşama: Kabuklarını çizdiğimiz kestaneleri yumuşayana kadar haşlıyoruz.
2.aşama: Kestaneler soğuyunca kabuklarında çıkarıyor ve eziyoruz ve sana yağıyla karıştırıyoruz. Biz yağı oda sıcaklığında bekletmeyi unuttuğumuz için yağı tavada çok ısıtmadan renginin şeffaflaşmamasına dikkat ederek eritip ekleme yolunu tercih ettik.
3. aşama: Yumurta ve şekeri mikserle iyice çırptıktan sonra kestaneleri, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip, fırın kabına döküyoruz.
4. aşama: Pişirme! Bu konuda çelşitli ölçüler verebilirim çünkü pişirme süresince "olmadı bu olmadı" diye diye klasik laz telaşımla ablamın dediklerini kulak ardı edip sürekli ısı değiştirdim. :)) Ama sanırım 180-200 derecede 1 saat civarı yeterli olacaktır :))
5. aşama: Fırından çıkınca karıştırıp soğumaya bırakıyoruz ve yuvarlanabilir sıcaklığa geldiğinde istediğimiz boyuta göre toplar yapıyoruz!
6. aşama: Ahşap çubuğa geçirdiğimiz -ki biz ramenlerle birlikte verilen ahşap çubukları kullandık- kestane toplarımızı çikolata sosuna batırıyoruz, kalıplara yerleştirip çubuğu çıkarıyoruz. Sonra çubuğun bıraktığı izi kaybetmek için üzerini biraz daha sosluyoruz.
7. aşama: Sonra kestane şekerlerimizi Bursada yaşamış birilerini bulup onlarla birlikte, bulamazsak da "bursanın ufak tefek taşları" türküsü eşliğinde hop hop yuvarlıyoruz. :))
Tipitip not: Çikolata sosunu hazır paketlerden yaptık. Aslında ilk hedefimiz benmari usulü çikolatalar eritmekti ama beceremeyip bu uğurda 3 kalıp çikolatayı heba edince, son çare misafirlerimizin önerisiyle hazır karışım kullandık. Bir dahaki sefer sosun sütünü üzerindeki tarife göre daha az koyup deneyeceğiz ama kendi ölçüsüyle de gayet iyi oldu.
Dipildip not: Böylece artık kestane şekeri canımız istediğinde evde yapabileceğimiz hatta bol bol yapıp paylaşabileceğimiz, ikram edebileceğimiz ev tatlısı!
Ve eklemeliyim ki çok lezzetli oldu!

laz mutfağından seçmeler devam ediyorrr: HAMSİLİ EKMEK!

Kış; evden bi türlü çıkamayan biz ev tembelleri için bulunmaz nimet zamanı!
Sıcak evinde bezgin bekir misali yastıklar içinde devril dur! Ya da ya da sıcak evinde mamalar hazırla, misafir ağırla, afiyetle ye kalaba kalaba! Hem yemeğin en lezzetlisi en kalabalık olanı değil midir? Biz zaten öğün büyüklüğü hususunda babanemize çektiğimizden yemekleri bi türlü az yapmayı beceremiyoruz. :)
İşte bu seferki koca öğünümüz! 2 kilo hamsiden koca bi tepsi hamsili ekmek!
Her laz yemeği yediğimde; o keskin poyrazda o dağda bayırda nasıl ekip biçebildiğimizi, tulum ve kemençeyle hiç durmadan duraksamadan nasıl zıpır zıpır oynayabildiğimizi çok daha iyi anlıyorum! Yemekler inanılmaz besleyici, içlerinde yok yok!
Babannemin verdiği tarife göre hamsi, yeşilliklerden özellikle pırasa, maydanoz, yeşil soğan, pazı ve evde bulunan diğer tüm otlar ince ince kıyılıp, mısırunu da eklenip tepsiye seriliyor ve pişiriliyor. Biz de evdeki yeşilliklerimizi yani pırasa, maydanoz, dereotu, pazı, yeşil soğan, ıspanak ve de yeşil biberi, kılçıklarını çıkardığımız hamsilerimizi ince ince kıyıp, baharatlardan kuru nane, tatlı - acı kırmızı biber ve kara biber koyup, biraz tereyağ ve biraz sıvı yağ ekleyip, mısır unuyla beraber iyiiiice yoğurduk. Ve edindiğimiz püflerle öğrendik ki mısır ununu koyarken dikkatli olmak, çok koyup kuru bir ekmek yapmamak gerekiyormuş. Biz karışımımız ele yapışmamaya kendi içinde tutunmaya başladığı zaman unlamayı bıraktık. :)
Tepsimizi az yağlayıp karışımı serdik, ve üstü parlak olsun diye üzerinde biraz yağ gezdirip fırınladık.
Sanırım tüm bu malzemelerden ölçü verebileceğimiz bir tek hamsi var! Çünkü bize de kimse ölçü vermedi. Her kime sorduysak aldığımız tarif: "kılçıkları çıkar, evdeki yeşillikleri mısır ununu ekle iyice yoğur" oldu. :))
Pişmesine gelince verilen tarif sadece "pişir"di, o yüzden biz de üstü kızarana kadar "pişir"dik. :)

Dipitus lezzetus: Bence hamsili ekmeğin olmazsa olmazı yiyeceklerden salatalık. Pırasa, yeşil soğan, bolll yeşillik salatası da ayrıca nefis!
Ama en olmazsa olmazı kalabalık sofra! Bizi koca tepsimizle öksüz bırakmayan kıtalar atlayıp gelen süpersonik misafirlerimize de teşekkürü bir borç biliriz!

Cuma, Aralık 10

bu yeni yılda da kart yollayalım mıı?

Geçen yıl yeğenlerimize ve anne-babamıza yollamak için yeni yıl kartları yapmıştık. Arşivleri kurcalarken fotolarına denk geldim. Sanırım bu sene yapmanın da vakti geldi :) Ağaca yapılacak süslerden vakit bulabilirsek tabii :))
İşte geçen senekiler:
Dipitip: Üçüncü fotodaki kardanadam ablamın eseri -telif haklarını çiğnememek lazım değil mi :))- bu güleç kardanadamcık ilkokul çocuklarının annelerine yaptığı hediyeler gibi annemin buzdolabının üstünde durmakta :))

tavşancık

Hani bi tavşancıklar vardı hatırlar mısınız? Hani bi türlü bitiremediklerimizden! Aslında onlardan birini ablam tamamladı ve küçümen kuzumuz irden'imize verdi!
İşte:
Dipnot: Diğerleri hala beklemedeler. :)

Perşembe, Aralık 2

her gününüz yeni yıl neşesiyle geçsin efemmm!!

Geçtiğimiz yıl yılbaşı sonrası "neden bizim çam ağacımız yok ki?" üzüntülerimiz sonrasında bi karar aldık, kasım ayının sonunda kendimize bi ağaç edinip süsler yapmaya takmaya başlayacaktık. Sonra hevesle kasım sonunu bekledik ve aldık ağacımızı. Sıra geldi süslemeye...
İşte üstü boş ağacımızın ilk süsü: ip toplar!Daha önce yaptığımız balon-ip lamba nın aynısı bi bakıma, daha küçük ve de simsiz hali :) Malzemelerimiz ağaç tutkalı, balon, vazelin, ip ve de toz sim!
Balonu süsümüzün olmasını istediğimiz boyuta göre şişirip, balonun etrafını tutkallı ipin balona yapışıp kalmasını ve ipe renk vermesini engellemek için vazelinliyoruz. Sonra da tutkala bulanmış ipi istediğimiz sıklığa göre balonun etrafına sarıyoruz. Kurumadan simliyoruz ve kurumaları için asıyoruz! :) Lambamız üzerinde dolanık çok çok ip olduğu için 3 günde kurumuştu ama küçümen toplarımız bir günde kurudular. İşte benim bu elişinde en sevdiğim kısım: Balonu patlatmak! :)) İçerde yapışık kısım kalmaması için önce küçük darbelerle balonu itip ipten ayırıyoruz ve balonu patlatıp iplerin içerisinden çekiyoruzz! Bu işi bi çok defa yapmış olsam da balon içinden çıktıktan sonra iplerin öylece kaskatı ve dairesel bir biçimde durabiliyor olması bana hala mucizevi geliyor!Sonra ip toplarımızı bakır tellerle ağacımıza tutturduk. Bu arada ip toplarımız asılabilir halde yanyana gelince ablamın aklına şahane bir fikir geldi; "bu küçümen topların içine küçümen ipler yerleştirip hole ışık yapmak!" Bakalım yılbaşı sonrası yapabilecek miyiz? Şimdilik ağacımızda uslu uslu sallanıyorlar!Has Dip Not:Şimdi ağacımızın üzerinde ooo kaadaarr çok süsü var ki! Yakın bi vakitte şimdiki halini de paylaşıcam, yeni yeni el işi süslerini de tabii! yeni yılaa daha çookkk var ki :)))
Dip püfidik püf: Lambayı yaparken ağaç tutkalını sulandırmadan kullanmıştık ama bu sefer ağaç tutkalını biraz sulandırıp denemeye karar verdim. Kıvamı azalınca ipi ağaç tutkalına bulamak ve sarmak daha kolay oldu. Bu haliyle de kuruduktan sonra aynı katı forma ulaştı :)

Çarşamba, Aralık 1

gelin duvağı..

Evimizdeki "begonvil" türkçe ismiyle "gelin duvağı" sevgisi yazın sıcak denizlere inmeye başlamamızla gelişti. Hem bu çiçeği-ağacı görüp de aşık olmayan var mıdır ki!
Bizim gelin duvağımızı Kaş'tan getirme teşebbüslerimiz sonuçsuz kalırken bi de baktık ki istanbul'da begonvil satılıyor! Hem de ada begonvili yani istanbul'da yaşayabilenleri!
Küçücüktü aldığımızda! Bu fotoğraf çiçeğimizin bize gelişinden sonraki ilk yıldan! Yaşatmak için ne nazını çektik ne taklalar attık ada begonvili olmasına rağmen!
Bu da bu yazdan! Güç bela boyunu uzatabildiğimiz begonvilimiz, boylandı boylanmasına da, sarmaşıkgillerden ya kendisi biz çiçek açsın diye heveslendikçe o daha sarmaşıklandı! Sonunda "bak seni budarım" tehditlerimiz sonuç verdi de çiçeklendi üç-beş!
Ama mevsim dönümüyle beraber yaprak dökme zamanı gelince kaçamadı tabii ki çiçeklense de budamadan! Hevesle önümüzdeki yazı bekliyorum, küçümen ağacımız ne hale gelecek diye!


Dipnot: Daha önce de söylemiştim, gelin duvağımızın iki yavrusu var, biri annemde biri serpil ablamda! Bu sene budadıklarımı da çimlendirmeye çalışıyorum bakalım bu sene yeni yavrularımız olacak mı?

En dipnot: Begonviller hakkında daha çok bilgi için: agaclar.net

Pazartesi, Kasım 29

Elişi seven çocuk!

Sanırım foto ben 5 ablam 8 yaşlarındayken!
Abla oturmuş dersini çalışır, onun dibinden ayrılamayan kardeşi almış eline tığını örer! Ne örer, paspas örer! Neden örer çünkü aslında paspası abla örer! Abla ne yaparsa kardeşin de yapması boynunun borcudur!
Ablamın o kurdeleli iki at kuyruğuna, bi elde kırmızı bi elde kurşun kalem dersine olan yoğun konsantrasyonuna, çivit mavisi tayt-çorabına, benimse yanıda muzır muzır faltaşı gibi açılmış gözlerle, parmağıma yüzbin kat dolanmış iple tığ elimde oturuşuma hastayım!

Dipidipitip: Paspasla başlayan tığ maceramız dantelle devam etti tabii! 8-9 yaşlarında yaptığım o dönemin meşşşhurr çilek desenli dantel tepsi örtüsünü babanem hala saklıyor ve kullanıyor!

Pazar, Kasım 28

boğazdaki gerdanlık

Ablamın okulunun öğretmenler günü yemeğinin boğazda köprüye çok yakın bir restoranda yapılması sayesinde istanbul'un gerdanlığna epeeeyy bi yaklaşıp, fotoğraf çektim. :)

İşte birkaçı:

Pazartesi, Kasım 22

küçüküçüküçümen güllerrr!

İşte annemin güllerinden bir kısmının kurban gittiği elişim! ( Evet evet elişim, elişi illa dantelden olacak değil ya! )
Bu sefer ilham perim Oopsey Daisy 'nin bloğu! Daha önce güllerimi nasıl kraponla yapabileceğime dair fikir vermişti, şimdi örneğim oldu :)
Fındık filizlerinden yaptığım asimetrik altlıktan sonra daha dairesel nasıl yapabileceğime dair çözümler ararken, orda burda rastladığım gazetelerden altlık yapma çözümünü denemeye karar verdim. Bir gazete kağıdını ( çift sayfa boyutundaki ) köşegeni üzerinden ikiye katlayıp, altlığın olmasını istediğim çapa göre kağıt bandıyla birleştirdim ve gazetelerle etrafını dolayarak kalınlığını artırdım. Bunu yaparken sık sık kağıt bandıyla yapıştırdım ki çözülme olmasın.
Sonra annemin koku yüzünden beni evden kovmasını engellemek koşaraktan balkona geçip, metalik spreyle boyadım ki gazete üzerindeki yazılar çiçeklerimin altından görünmesin :)
Sonra sırayla küçümen çiçeklerimi parmaklarımı yaka yaka sıcak silikonla yapıştırdım.
Küçümen güllerimi yapıştırdıkça, yeteri kadar gülüm olmadığını farkettim! Annemin güllerinden biçimleri az biraz bozuk olanlarını da çelenge dahil ettim! :)


Ve anladım ki silikon tabancasıyla taşlarımı yapıştırırken parmaklarımı yakışım ilk ve son değilmiş! Annem küçükken dikiş dikerken iğne bi yerimize battığında, " Güzel olacak bak, iğne battı " derdi. Öyle mi ki?
Dipnot: Silikon hariç tüm malzemeler kağıt olduğundan oldukça hafif oldu. Çift taraflı bantla kapıya tutturulabilecek kadar hafif!
Öz Dipnot: Çelengi istanbuldaki eve getirmek istediğimi söylediğimde annem mafyaya bağladı ve " burda yapılan burda kalır " diyerek çelengine sahip çıktı :)))))

ben yokken çiçeklerime göz kulak ol tamam mı kuklacık?

Belki karadenizin rüzgarlarını bilirsiniz. Poyraz çok güzel eser! Öyle bi eser ki sanki herşeyi alır götürür, sıkıntınızı bile!
Tabi sıkıntılarınızla beraber balkonda bıraktığınız saksılarınızı, saksılarınızın üstündeki korkuluklarınızı-süslerinizi de alııırrr götürür. Rüzgar sonrası 2. kattan aşağıya düşen saksılarımızı yerden toplamışlığımız çoktur. :) Artık akıllanıp sert rüzgarlarda koşarak saksıları iç kısıma taşımayı öğrenmiş olsak da, ne yazıkki rüzgar güllerimizi, süslerimizi rüzgarlardan koruma şansımız olmuyor. Karadenizde sert rügarların haricinde ince ince esen sürekli poyraz yıldız ve karayel sayesinde süslerimizin, korkuluklarmızın ve rüzgar güllerimizin ömrü maksimum bir yıl!
Ama pes etmiş değilim, halaa satın alıyorum. Yalnız bu sefer bi değişiklik yaptım ve bu hususta bana ilham perisi olan bu bloğun sayesinde rüzgara daha uzun süre dayanacak olduğunu umduğum bir korkuluk yaptım!
Deniz kenarında bulduğum yumuşamış bir ahşap parçasını üstüne eğim vererek kestim ve eğeyle çapaklarını alarak düzelttim. :)
Annemin olası bi kırkyama yapma durumu için sakladığı kumaşlardan birkaçını, ve olası bi battaniye örme durumu için sakladığı eski iplerden sarı olanını aşırdım. Sıcak silikonla saçları şapkayı ve de gözleri yapıştırdım. Kuklam için elbise kesip, kol ve bacaklarını da iplerden yaptıktan sonra yine sıcak silikonla parçaları yapıştırarak kuklamı tamamladım.
Bu arada malum rüzgarların parçaladığı rüzgar gülünden arta kalan demir çubuğu kuklamın altında açtığım deliğe çevirerek taktım. Ve tabii ki malum rüzgarların kuklamı alıp götürmesine engel omak için demir çubuğu ahşap kuklama geçirmeden biraz sıcak silikon sürdüm. Feriştahı gelse sökemez gibi duruyor ama mevzubahis poyraz olunca feriştah meriştah kalmıyor :)
İşte bunlarda çiçeklerine kavuşan kuklamın bitmiş halinin fotoğrafları :)

Diippp nott: Kuklacım bitince, lazım olur belki diye herşeyi saklama huyu olan annem, attığı diğer süslerin demir çubuklarına pek üzüldü :)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...