ip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 1

Müşterek

ben burada değilken sevgili arkadaşlarım bir restoran açtılar Müşterek adıyla. hayırlı olsun hediyesi sarkıt hazırladım onlara. tabii 3000 km uzaklardan ulaşması biraz uzunca sürdü ama olsun, şimdi giriş kapılarında şıngır şıngır sallanmakta :)
yapılış aşamaları malum, keçe, deri ip, boncuklar, ziller, gözler kısaca tüm malzemeyi almaca, kadeh kaldıran harfcikleri tasarlamaca, hazırlamaca, ipe dizmece ve kapıya takmaca!
ve tabi fotolar çekip çekip süprizi gizliden aplayla, yanındaki arkadaşlarınla ve ev ahalisiyle paylaşıp paylaşıp nasıl oldu diye sormaca :)
ellerinde kadehler olduğundan ben onlara kadehkar harfler diyorum.
kadehkarlar cam kapıya takılacakları için ve doğaları gereği dönerek salınacakları için onları çift yüzlü yapıldılar. ara bağlantı ipleri deriden, süsleri de irili ufaklı boncuklardan ve kırpık keçelerden yapıldılar.
kadehkarların kimisi dudaklı, kimisi bıyıklı, kimisi de küpeli. hatta kimileri hem bıyıklı hem küpeli!
tabi aşağıdaki fotoğraftaki müşterek'in kapısı değil, benim o zamanki odamın kapısı :)
dipte unutulan detay: harflerin takılı olduğu dal çitlembik ağacı, hani şu nazardan koruduğuna inanılanlarından, barcelona'da okulumun önündeki koça çitlembik ağaçlarının rüzgarla kopan parçalarından aldım hemen. nazarlık da olsun diye ;)
dipte iyi dilekli not: güzel günlerde kullanılsın, bereket bolluk ve neşe getirsin!

Pazartesi, Nisan 29

seni başıma taç ederim!

oy dügümeli dügümelilerimi yaptıktan sonra baktım benim hayalimdeki işin mevcut koşulllarımla tamamlanabilmesi çok uzun sürecek, ben de hayal kırıklığına çok uğramayayım diye küçük bi ürünle kendimi oyalamaya karar verdim. çiçenklerii aldım taça çevirdim!
malzemelerimiz: dügümeli çiçek, taç, bi parça keçe:
tanesi 1 tele den aldığım plastik taçlara çiçenklerimi sıcak silikonla yapıştırdım
 alttan keçeyle hem sağlalaştırma hem de kafayı acıtmaması için yumuşatma yaptım.
  ta da :
dipte beklemeli not: dügümelim hala yapıjjamm diye bağırırım işlerim kategorisinde tabi, beni bekleyiniz anacım!

oy dügümeli dügümeli!

bazen o kadar çok elişi sayfası kurcalıyorum ki... her beğendiğimi not da almıyorum haliyle, defterler yetmez... sonra aklımda kalanlarından birini yapıyorum ama aradan vakit de geçince neyi nerde gördüğümü unutuyorum. sevgili " oy dügümeli dügümeli" lerim için de aynı şey söz konusu. ben bunları bi yerde gördüm çok beğenip yapmaya başladım. kendileri yapıjjamm diye bağırırım el işlerimden. en sonunda ne olacaklarını sölemem süprüz!  neyse..."hadi bitiremedin de üzerine yük yapma bari, yapılışını paylaş" dedim kendi kendime önce , sonra " e orjinalini de ekleyeyim, ayıptır" dedim ama ara tara, nerde gördüğümü bulamadım. bulur bulmaz sezarın hakkını sezara vericiim tabi ki!
 
   yapılışı çoonnk basit. cd yardımıyla kumaşı kes, ortadan ikiye katla:
teğelle:
 büz:
birleştir:
 birleştir:

 dügümele: 
ta daa;
dipte püf: annenizin, babanızın, babanenizin-ananenizin, dedenizin zulalarını patlatınız efenim, oralarda bol bol artık kumaş, düğme bulabilirsiniz. ben denedim, yüzdeyüz çalışıyor!

Perşembe, Temmuz 26

"acelen varsa ne işin var datça'da?"


Ablamın hep anlattığı bi dantel hikayesi vardır, benim muhtemelen "aa bu annem bu da babam olsa gerek" modunda takıldığım, ablamın da bebeklikten çocukluğa geçtiği zamanlara dair. Halihazırda 1 ay evvelini kati surette hatırlayamayan ben, tabi ki bu hikayeyi de hatırlamıyorum ve kati surette hiçbir şeyi unutmayan ablam aralıklarla her anlattığında bi öncekini unuttuğum için yeniden şaşırıyorum. 
Eline tığ almasının mucize sayıldığı miniminicik bir bebedir kendisi, ama o tutmuş dantelden bi örtü yapmıştır! Aynı anda hem şaşkınlık hem de sevinçle karşılanan dünyaya henüz yeni gelmiş örtücük, bi göbeklerinin mutlak surette bi şamana dayandığına inandığımız babanem ve kız kardeşlerinin elinde bulur bi anda kendini! Bakmak için değil tabi ki! Mini mini elleriyle ördüğü dantelin, nazarlara gelmesin diye, dualarla o dönem her evde bulunan demir bir soba küreği içinde yakılıp, evin dört bi köşesinde dumanının gezdirilmesini doğal olarak anlamayan, şaşkın bakışlarla izler mini mini ablam! 
E tabi ki o sıra kendine "acaba suç mu işledim de yakıyorlar?" sorusunu soran bu kadar körpe bi zihin "hadi getirin tığımla ipimi, yenisine başlıyorum!" dememiştir! Eli biraz ürkmüş ama içindeki tığ ve dikiş iğnesi aşkı körelmeyip galip gelmiş ve bu aşk elişi seven çocuk yazımdan hatırlanabileceği üzere abla tarafından kardeşe de bulaştırılmıştır.
Bu sebeptendir ki ablam her türlü elişini canı istemiyorsa reddedebilir ama bu acaip anısına rağmen içinde dikiş iğnesi ve tığ olan bir işi kolay kolay reddedemez!
  
Yıllık iznin bi haftasını akçapakçasında geçirecek olan bu blogçu "fırsat bu fırsat yeni yeni neler yapsam ki?" diye kıvranırken, balkonun perdesi açık kaldıkça salonun karşı apartmanın balkonundakilerce boydan boya görülmesinden hazzetmeyen blogçunun aplası bi fikir ortaya atar: "buraya sineklik alalım!"  Aplasının tığ ve dikiş iğnesi zaafını bilen ve aralıklarla aplanın bu zaafını kullanan blogçunun aradığı fikir ayağına gelmiştir; "hadi buraya datça oyalarından biz sineklik yapalım!" Sene boyunca deli yoğun temposu nedeniyle hacamat olmuş apla tabi ki kabul eder tığla oynayıp rahatlama fırsatını!
İlham kaynağı aslında datça'nın sokaklarında datçalı kadınların yapıp, fotodaki gibi segilere asıp sattığı datça oyasıdır ve aklında o oyayı yapma isteğinin olduğundan ablası sineklikten bahsedene kadar blogçunun da haberi yoktur!
Önce annenin senelerdir "yapıcam" diye diye sakladığı kırkyama kumaşlarından kumaşlar seçilir ve yaklaşık 3.5x3.5 boyutlarında kare kumaşlar kesilir. Annenin el işlerinde kullandığı boncukları da hemen ortaya serilir! Yoğun ısrar ve yalvarışlarla anne de çeteye dahil edilir, balkonda akçapakçanın tatlı esintisinde çaylar yudumlanarak başlanır! Tabi süper aklına güvenen blogçu elindeki mevcut örneğe bakmadan başlayıp çetenin diğer üyelerini de yanlış yönlendirdiği için yaklaşık 150 kadar oya yanlış yapılır ama farkedilince "arada kaybolur yaa" denilerek doğru hali yapılmaya devam edilir!
İşte doğrusu budur:
  
Hazırladıkları oyaların sayısı yaklaşık 450'ye ulaşan çete "vakit bu vakittir vre bacılar, davranın tığlarınıza!" der ve oyaları ipe dizmeye geçerler! Blogçunun oyalara güveni o kadar tamdır ki, her elişinde aklında olan "ben bi canavar mı yaratıyorum?" kaygısı yoktur bile! Ama bu blogçu ve ablasının her biten salkımı perdeye iğneleyip, evdekileri ve eve misafirliğe gelen ahaliyi "nasıl oldu?" sorularına boğmasına tabiki engel değildir!
Oya salkımları artık birlik olmaya başladığında evden sevinç kikirdemeleri ve de fotoğraf makiası kliklemeleri yükselir!
 
İlk başta salkımların neyle asılacağına kafa yorulur, hatta bi ahşap babaya zımparalatılıp boyatılır ama tam "darbeli matkabı da nerden bulucaz şimdi?" soruları sorulurken blogçunun aplası ve annesi tarafından beyin fırtınası yapılarak, blogçunun babasının balık odasındaki storun plastiğinin aşırılıp kullanılmasına karar verilir. Darbeli matkap aramaktan kurtulan, odasındaki perdeyi de hiç umursamayan blogçunun babası yapılan işi beğenmiş olmasının da katkısıyla hemencecik takar mekanizmayı kapının üstüne!
Tabi bu arada salkımların üretim işi de tüm hızıyla devam etmektedir. kızlarının pürtelaş ellerinde tığlarla, dikiş iğneleriyle işlediklerini gören anne "benim kızlarım bulgurluya gelin gitcekler, benim kızlarım bulgurluya gelin gitcekler" diye diye kikirdeyerek dolaşır ve elleri oyadan başka iş tutamayan kızlarını besler! Ve sonunda 750 civarı oyayla tamamlanan datça oyalı sineklik biter! Kızçeler erer muradına, anneyle baba çıkar kerevetine...
dipte itiraf: hani o "arada kaybolur yaa" denilerek yapılan yanlış oyalar vardı ya, heh salkımlar bitti onlar bitmedi iyi mi! :))

dipte püf: biz evdeki artık kumaşları kullandık ama annemin tespiti üzerine kesilince saçaklanmaması ve daha edepli durması için jarse kumaş kullanmak gerekliymiş!

dipte hayal: böle koocoaaa balkonlu bi evim olsun, balkonumun koca bi kenarı böle datça oyalarıyla dolu olsun, rüzgar essin, salkımlar sallansın, rengahenk oyaların arasından güneş süzülsün, dünyalar benim olsun!

dipte başlıktan not: zamanın mümkünse hiç akmak istemediği yerlerden biri bence datça, acelesi olmayan insanlarla acelesi olmayan bi mevsimin beldesi. öyle ki güneş yılın 330 günü kalıp, gitmek için hiç acele etmiyor. hatta süs diye satılan taşlarının üzerinde yazıyor "acelen varsa ne işin var datça'da?" diye. 

Cuma, Aralık 31

yeni yıl neşesi hep kalsa ya!

Her sene kasım ortalarından itibaren bu "kış nası biter" diyorum. "Ocak ne zaman gelir?" Karanlık, soğuk isli, sisli, puslu havalar, hapşırıklar... hiç peşimizi bırakmıyormuş gibi gelir.
-Dİ-
Meğer kıştan korkma hastalığının basit bi çaresi varmış, kesin çözüm değil ama epey yatıştırıcı.
Aralık ayı boyunca tüm vaktimizi "1 OCAK" a hazırlanarak geçirdik. Ecnebi adeti diye uzak durduğumuz ağaç meğersem tedavimizmiş. Evin içinde yapay da olsa bir yeşil ağaç görmek, üzerini süslemek için arkadaşlardan yardım alıp gülüp eğlenmek, ağacın üstünde sallanan rengarenk süslere bakıp mutlu olmak, pır pır eden ışıklarına bakıp gülümsemek çok keyifliymiş!
Biz sadece ağaçla yetinmedik tabii, evdeki eski kıyafetlerimiz eleyip, yeni yıl harflerine dönüştürdük. Rengini çok sevdiğim ama eskidiği için artık kullanılmaz hale gelen atamadığım tişörtlerim harf olarak karşıma dizildiklerinde atamayan bi çöpçü olduğuma mutlu oldum nerdeyse.
Yapımı basit: kumaşı ikiye katlayıp istediğimiz boyuta göre harfleri kesmek iki parçayı dikip içini elyafla doldurmak! Dikiş makinemiz olmadığı için elimizde diktiğimiz harfler epey zaman ve emek aldı tabii :) Çok şükür seneye sadece bir tek "2" dikmemiz gerekecek :DAslında ağacı alırken planımız birçok şeyi kendi ellerimizle yapmaktı ama meğerse aralık o kadar "uzun" biz de o kadar "supergirl" değilmişiz! :) simli-ip balon süslerimiz ve alt örtüsü haricinde herşeyi hazır! :)
Zuhal ablamın süpersonik keçe kumaşları ve yardımları, Pınar ablanın nasıl tam ve düzgün bir daireyi kolayca kesebileceğimizle ilgili öğretileri -Martha Stewart metodu- sayesinde ablamla çok çok sugar bir örtü yaptık! Kırmızı keçeden daireyi ve bu daire üstünde yarıçap boyunca yerleştirme aralığını kesip, kalın kuırdeleyle çevresini geçtik. Yine zaman darlığı yüzünden kolaya kaçıp, kesitiğimiz motifleri sıcak silikon tabancasıyla kırmızı keçeye yapıştırdık. Ki aslında bu bi bakıma iyi oldu çünkü dikiş ipleri ve izleri olmadığı için örtünün diğer yüzü de süslenebilir durumda! O da önümüzdeki senenin programında! :)
Örtümüz kırmızı olduğu için noel babalarımız da rengarenk oldular. Gerçek noel baba kıyafetinin yeşil olduğu ve noel babanın kendisi de Demre'li bi atamız olduğu için kıyafetinin rengini değiştirme hakkını kendimizde rahatca bulduk :) Ne yani büyük büyük büyük büyük büyük büyük dedemizin kıyafet renginde yorum hakkımız olmasın mı? Hem bu dede çok eğlenceli, kızağa biniyor ve hoh hodo hoh kahkahalar atıyor!İşte bu sene bizi mutlu eden şıkır şıkır ağacımız!
Yıl Dip Not: 2010 u çok şükür güzel geçirdim, umarım 2011 de mutlu en bi önemlisi huzurlu geçer!
Dilek Dip Not: herkesin yeni yılı kutlu olsun! Umarım HUZURLA-MUTLULUKLA-SAĞLIKLA-SEVDİKLERİZLE beraber çok çok güzel bir yıl geçirirsiniz!
En Dip Not: Sokakta, yolda, izde, markette, kasiyerde, herkeste herkeste yeni yıl öncesi neşesi var! Bu Yeni Yıl Neşesi Hep Kalsa Ya!

Perşembe, Aralık 2

her gününüz yeni yıl neşesiyle geçsin efemmm!!

Geçtiğimiz yıl yılbaşı sonrası "neden bizim çam ağacımız yok ki?" üzüntülerimiz sonrasında bi karar aldık, kasım ayının sonunda kendimize bi ağaç edinip süsler yapmaya takmaya başlayacaktık. Sonra hevesle kasım sonunu bekledik ve aldık ağacımızı. Sıra geldi süslemeye...
İşte üstü boş ağacımızın ilk süsü: ip toplar!Daha önce yaptığımız balon-ip lamba nın aynısı bi bakıma, daha küçük ve de simsiz hali :) Malzemelerimiz ağaç tutkalı, balon, vazelin, ip ve de toz sim!
Balonu süsümüzün olmasını istediğimiz boyuta göre şişirip, balonun etrafını tutkallı ipin balona yapışıp kalmasını ve ipe renk vermesini engellemek için vazelinliyoruz. Sonra da tutkala bulanmış ipi istediğimiz sıklığa göre balonun etrafına sarıyoruz. Kurumadan simliyoruz ve kurumaları için asıyoruz! :) Lambamız üzerinde dolanık çok çok ip olduğu için 3 günde kurumuştu ama küçümen toplarımız bir günde kurudular. İşte benim bu elişinde en sevdiğim kısım: Balonu patlatmak! :)) İçerde yapışık kısım kalmaması için önce küçük darbelerle balonu itip ipten ayırıyoruz ve balonu patlatıp iplerin içerisinden çekiyoruzz! Bu işi bi çok defa yapmış olsam da balon içinden çıktıktan sonra iplerin öylece kaskatı ve dairesel bir biçimde durabiliyor olması bana hala mucizevi geliyor!Sonra ip toplarımızı bakır tellerle ağacımıza tutturduk. Bu arada ip toplarımız asılabilir halde yanyana gelince ablamın aklına şahane bir fikir geldi; "bu küçümen topların içine küçümen ipler yerleştirip hole ışık yapmak!" Bakalım yılbaşı sonrası yapabilecek miyiz? Şimdilik ağacımızda uslu uslu sallanıyorlar!Has Dip Not:Şimdi ağacımızın üzerinde ooo kaadaarr çok süsü var ki! Yakın bi vakitte şimdiki halini de paylaşıcam, yeni yeni el işi süslerini de tabii! yeni yılaa daha çookkk var ki :)))
Dip püfidik püf: Lambayı yaparken ağaç tutkalını sulandırmadan kullanmıştık ama bu sefer ağaç tutkalını biraz sulandırıp denemeye karar verdim. Kıvamı azalınca ipi ağaç tutkalına bulamak ve sarmak daha kolay oldu. Bu haliyle de kuruduktan sonra aynı katı forma ulaştı :)

Pazartesi, Kasım 22

ben yokken çiçeklerime göz kulak ol tamam mı kuklacık?

Belki karadenizin rüzgarlarını bilirsiniz. Poyraz çok güzel eser! Öyle bi eser ki sanki herşeyi alır götürür, sıkıntınızı bile!
Tabi sıkıntılarınızla beraber balkonda bıraktığınız saksılarınızı, saksılarınızın üstündeki korkuluklarınızı-süslerinizi de alııırrr götürür. Rüzgar sonrası 2. kattan aşağıya düşen saksılarımızı yerden toplamışlığımız çoktur. :) Artık akıllanıp sert rüzgarlarda koşarak saksıları iç kısıma taşımayı öğrenmiş olsak da, ne yazıkki rüzgar güllerimizi, süslerimizi rüzgarlardan koruma şansımız olmuyor. Karadenizde sert rügarların haricinde ince ince esen sürekli poyraz yıldız ve karayel sayesinde süslerimizin, korkuluklarmızın ve rüzgar güllerimizin ömrü maksimum bir yıl!
Ama pes etmiş değilim, halaa satın alıyorum. Yalnız bu sefer bi değişiklik yaptım ve bu hususta bana ilham perisi olan bu bloğun sayesinde rüzgara daha uzun süre dayanacak olduğunu umduğum bir korkuluk yaptım!
Deniz kenarında bulduğum yumuşamış bir ahşap parçasını üstüne eğim vererek kestim ve eğeyle çapaklarını alarak düzelttim. :)
Annemin olası bi kırkyama yapma durumu için sakladığı kumaşlardan birkaçını, ve olası bi battaniye örme durumu için sakladığı eski iplerden sarı olanını aşırdım. Sıcak silikonla saçları şapkayı ve de gözleri yapıştırdım. Kuklam için elbise kesip, kol ve bacaklarını da iplerden yaptıktan sonra yine sıcak silikonla parçaları yapıştırarak kuklamı tamamladım.
Bu arada malum rüzgarların parçaladığı rüzgar gülünden arta kalan demir çubuğu kuklamın altında açtığım deliğe çevirerek taktım. Ve tabii ki malum rüzgarların kuklamı alıp götürmesine engel omak için demir çubuğu ahşap kuklama geçirmeden biraz sıcak silikon sürdüm. Feriştahı gelse sökemez gibi duruyor ama mevzubahis poyraz olunca feriştah meriştah kalmıyor :)
İşte bunlarda çiçeklerine kavuşan kuklamın bitmiş halinin fotoğrafları :)

Diippp nott: Kuklacım bitince, lazım olur belki diye herşeyi saklama huyu olan annem, attığı diğer süslerin demir çubuklarına pek üzüldü :)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...