Cuma, Kasım 18

lavantadan kuşlar uçarken geçtikleri yerler lavanta kokar ki!

Uzun tatilleri seviyorum! Hele hele hiçbir şeye vaktim oluyor diye kederlenip kederlenip elişlerimi özlediğimde imdadıma yetişen uzun tatilleri! Bayramlar benim, elişleri zihnimin tatili! Hele de lavanta kokulu elişleri!
Bayramda arkadaş / akraba buluşmaları - ev sohbetlerinden bana kalan vakti liseden kalma bileziklerin ahşap boncuklarını, yılbaşından kalma keçeleri ve annenin dolabından aşırma lavantaları lavanta keseciklerine çevirerek geçirdim..
Eğer Datça' ya gittiyseniz, Datça'lı kadınların özellikle Eski Datça' da sokaklarda yapıp sattığı ucu boncuklu kumaş oyalarını görmüşsünüzdür. Lavanta kesesi-bereket kuşu karışımı süslerim için onların tekniğini keçe oyalar yapmakta kullandım. Gerçi oyalar orada kareden yapılıyor ama ben bu denemede küçük dairelerden yapmayı tercih ettim. Daireyi dörde böldüğümüzü farzedip, karşılıklı köşeleri birleştiriyoruz. Hepsinin birleştiği yeri ufak bir kum boncuğuyla tamamlıyoruz.
Ben bu oyalardan dördünü kenevir ipinde attığım bir düğüme dikerek lavanta süsümün başlangıç noktasını oluşturdum.
Bir desene kuş deseni çizip kalıp hazırladım. Kuşlarmı yarıya kadar dikip lavantayla doldurduktan sonra ucuna Datça oyaları işlenmiş tahta boncuklu kenevir ipini içinden geçirip küçük keseciğimi kapatmaya başladım.
3 Adet uçuşkan lavantalı keseciğimi arka arkaya aynı şekilde ekleyip, kuşlarımın kanatlarını mordan oluşturduktan sonra en üste kanatlarla uymluluk sağlasın diye mor bir kalp yerleştirip bereket kuşlarımı tamamladım.
Sakinleştirici nefis kokularının yanısıra izlemesi keyifli objeler oldular!
Dipte hediyeli not: Benim bereket kuşlarım 3 adettiler. Gökten düşen üç elma gibi sahiplerine gittiler! Biri annemin başına, biri babanemin başına, biri de köydeki günlerimizde bizi öpmeden uykuya göndermeyen, her türlü nazımızı çekip, bizle ilgilenen babamın yengesi ama bizim "hala"mızın başına!

Perşembe, Kasım 17

gürcü eli değmiş gibi! / çerkez tavuğu

"Ataturk ölduğinde 8 yaşindaydum" der babanem hep. biz de burdan onun 30 doğumlu olduğu kanısına varırız, yani bir aşağı bir yukarı 81 yaşındadır babannesi! (maaşallah) O dönem kadınlarının 11 yaşlarında yemek yapmaya başladıklarını da hesaba katarsak, babanem (nam-ı diğer gürcü -şiveyle söylenirse gürci- ve nam-ı diğer cici) aşağı yukarı 70 yıllık aşçı!
Yemek yerken karşısındaki tok insanı acıktırabilen, yaptığı yemeklerin lezzeti hiç bir yerde bulunamayan, bir anda çeşitlerce yemeği ortaya dökebilen, yedikçe ve de yedirdikçe mutlu olan süfer babanne!
Gürcü'nün mutfağının bir dizi kuralı var tabi:
*işe başlamadan eller muhakkak yıkanacak.
*malzemeye el uzatan kişiye direk "eluni yikadun mi?" diye sorulacak.
*evde bulunan malzemeler muhakkak ki değerlendirilecek.
*zeytin iki ısırılışta yenecek.
*yemeğe soğan, salça ve de yağ konulurken el zinhar korkak alıştırılmayacak!
*"ama babanne yağ yememen lazım" diyen toruna "benum yeduğum yağlar burdan istanbula yol olur" denecek...

Akçapakçamıza her gidişimizde babanemden yeni yeni püf noktaları ediniriz. İstanbul'da bi restoranda yediğimiz çok beğendiğimiz ama babanemin yaptığının tadını bulamadığımız çerkez tavuğundan sonra bu bayram babanemden onun çerkez tavuğunu nasıl yaptığını öğrendik, fotoğrafladık.
Tavuk, sıvı yağ, çok ince çekilmiş ceviz+fındık, kırmızı biber, sarımsak, mısır ekmeği (ya da mısır unu)  ve acıka (ya da salça) malzemelerimiz.
Tavuklar haşlanır, tavuk eti kemiklerinde ayırılır, ince ince didiklenir ve haşlama suyuna geri atılır. Bu suya evde bulunan malzeme kullanılır kuralı gereği ufalanan mısır ekmekleri (ya da mısır unu) eklenir.
Sonra bolllca fındık-ceviz karışımı ve de sarımsak eklenir ve karıştırılar kaynatılır.
Bu arada bir tavada yağ kızdırılır, kızan yağa kırmızı biber ve yine evde bulunan malzeme kullanılır kuralı gereği acıka (ya da salça) eklenir, biraz kavrulur ve tencereye eklenir. Kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirlir.
 Sonra tabaklara alınır, aafiyetle yenir. ta daaa:
Dipte ölçülü not: 70 yıllık göz kararı ustası aşçıya babane bu tavuk kaç gram gelir, kaç bardak su konur, bu fındık kaç fincandır denmiyor tabi :)) Heeeepsi göz kararı, kararınca koyunuz efem!
Dipte ölçekli not: Ben bilahere hepsini ölçüp tartacağım. Bakalım benim gözümün bu hususta herhangi bir kararı var mıymış?
Dipte yine bi not: yemekleriniz gürcü eli değmiş gibi olsun isterseniz yağı, soğanı ve salçayı sakınmayınız efem!

Salı, Kasım 15

gülümseyen mısır ekmekleri!

Senelerdir defalarca deneyip deneyip, babanemin nam-ı diğer gürcü' nün mutfağındaki tadı bulamadığım için hayal kırıklığıyla boğuştuğum uğraşımdır mısır ekmeği! Babaneme tarifi her sorduğumda senelerin tecrübesiyle verdiği ölçüsüz tarif beni hep kederlere gark etmiştir! : "mısır uni, az boğday uni, az kabartma tozi, az yoğurt, sicak su"
Sonunda makus talihimi kabullenip, gürcü'nün yaşına geldiğimde onun gibi mısır ekmeği yapabileceğimi umup işin peşini bıraktım ve elde edebildiğimle mutlu olmayı öğrendim. Bi de baktım ki ben mutlu olunca mısır ekmeklerim de gülmeye başlamışlar!
Tarif aynen babanemin dediği gibi : "mısır uni, az boğday uni, az kabartma tozi, az yoğurt, sicak su" .
Şekillendirilebilecek kıvamda hamurun yoğunluğu ayarlanıp eepey kısık ateşte yavaşça pişiriliyorlar. Malum ekmekler eskiden köy evlerinin vazgeçilmezi kuzinede şimdi ise genellikle sobada odun ateşinde ağır ağır piştiğinde enfesleşiyorlar.
Bizim evimizde mısır ekmeklerimiz küçümen porsiyonlar halindeler. Böylece ekmeğin çevrilmesi, içinin pişmesi daha kolay, yenmesi de eğlenceli oluyor!

Dipte umut vaadeden not: Mısır ekmeğinde süfer tadı aramaktan vazgeçtiğim zaman aradığım tada yaklaşmak hiç hiiçç ummadığım sürfrizdi! lezzetli sürfrize can kurban!

parlayan şehir akçapakça / akçakoca, la ciudad resplandeciente

yine bir tanıtım broşürüyle karşınızdayız efem! ve tabii yine bir ispanyolca ödevi :)
kendisine tanıtım ödevi verilen blogcu taabii ki en bi kıymetlisi akçapakçasını tanıtır! ispanyolca hocamın söylediğine göre bu işte tasarımcı olarak geleceğim varmış, siz ne dersiniz?

dipil not: bir insanın bir şehirle ilgili anlatmak istediği şey çoook olunca ama dilbilgisi ve de kağıdı yetmeyince kısa cümleler kurup, özet geçmek ne kadar da zor oluyormuş ve insan ne kadar da oraya haksızlık etmiş gibi hissediyormuş! :)

ikeya çerçevelerine silikon tabancasıyla işkence...

Yazın arkadaşımızın pansiyonunda ablamın süper fikirleriyle oyunlar oynadık. İkea çerçevelerimizin içine kaş' ta ablamla özene bezene çektiğimiz fotoları yerleştirip, çerçeveleri deniz kabuklarıyla süsledik. Sonra imzamız kalıcı olsun diye çerçeveleri de duvara sıcak silikonla tutturduk.
İşte çerçevelerin duvardaki halleri ve tabi yine aplamın süper fikriyle yine sıcak silikonla buzdolabı magnetinden duvar süsüne dönüşen küçükten büyüğe caretta carettacıklar:
diipte sıcak not: hevesle imzamızı atarken kaş'ın deli sıcağını biiiraz göz ardı etmişiz, sıcaklıkla yumuşayan silikonlar yüzünden bi kaç çerçeve intihar etmiş! çok şükür ki acil müdahalelerle kurtarılıp yerlerine yerleştirilmişler :))
dipte süpriz not: bu süper caretta carettacıklar kaş'ta her an yanıbaşınızda belirebilir. benim gibi 25 cmden büyük deniz canlılarından ürkenlerdenseniz yüzerken dalıp dalıp dibi sürekli kontrol edin derim! :)

bir lisan birçok insan ki!

Bilmem farkettin mi blogcuğum bir süredir buralarda yoktum..
Geçtiğimiz nisan ayından beri kendimi bir lisan bir insan diyerekten ispanyolcaya adamış durumdayım! Ama söylemeliyim, kursla birlikte bissürü güzel insanla tanışma ve kaynaşma fırsatım oldu. Yani aslında bir lisan birçok insan!
Hal böyle olunca el işlerinin yerini vaktimi zihnimi kurcalayıp, hallaç pamuğuna çeviren ispanyolca ödevleri aldı.
İşte burdalar, ta daaa:
dip not: hala ve hala ispanyolca konuşamadığımı, karşılaştığım her ispanyolca soruda beynim formatlanmış gibi hissettiğimi söylemiş miydim?

yeni iş alanımı buldum ki!

Tebdili mekanda ferahlık varsa bence tebdili işte de vardır :)
Gerçi bu çalışma daha çok  arkadaşıma yardım etmek için yaptığım, Kaş Gezegeni  bloğunun yazarının pansiyonu Gezegen Pansiyon için tanıtım broşürleri.
İngilizce metinleri turizm diline uygun olarak henüz düzeltilemediği için basılamadılar. Ben dayanamayıp buraya attım bile :)
Mazur görünüz efem, o kadar kusur kadı kızında da olurmuş :))

Cuma, Nisan 15

kendi tişörtlerimiz kendimiz boyarız ki!

Bi kaç ay kadar önce şimdi hangisi olduğunu bulamadığım bloglardan birinde kalıcı kumaş kalemleri görüp kıskanmıştım. Belki türkiyede de bulurum diye google teyzeye sordum ama gogle teyze bana sadece amazondan satın almamı önerdi. Yurt dışından net üzerinden satın almanın nasıl olduğunu bilmediğimizden başka yollar aramaya başladık ablamla. Sürekli yurt dışına gidip gelen bi arkadaşımıza sipariş verecektik kii, büyük kitabevlerinden birinde gezerken ablam boyalarımızı buldu.Tam istediğmiz marker bu değildi ama işimizi gördü.
Tüçüt yeğenlerimiz daha bize gelmeden tişörtlerinin üzerine neler yapacaklarına karar vermişlerdi bile. Çoşkucut annesiyle çiçek toplayan sarışın kızı çizecek, Devrim de eskiden beri pek sevdiği kurukafayı çizecekti.
Devrim artık nerdeyse bir delikanlı olduğu için, hem de kararlı bir delikanlı, ona sadece yanında durarak yardım ettik. Coşkucut daha küçük olduğu için biraz daha fazla desteğe ihtiyacı oldu. Ama bütün işi yine de kendisi yaptı.
Tabi teyzeler bu fırsatı kaçırır mı, onlar da aldıkları beyaz tişörtlerini küçümenlerinin önüne koyup onların yaptığı tişörtleri istanbul'da giymek istediklerini söylediler ve iki kardeşin ortaklaşa çalışmalarıyla, giydiklerinde ve baktıklarında  teyzelerin yüzlerini gülümseten tişörtleri oldu. 
Devrim ablamın tişörtüne mavi saçlı bir seda teyze ile kız kulesini çizmeyi uygun buldu. Çoşku da çizdiği güneş, çiçek ve bulutlarla kompozisyonu destekledi. 
                                       
Muhtemelen şükrü dedelerinin taze tutulmuş 3-4 kilo balıkla eve gelmesinin de oluşturduğu etkiyle Devrim gamze teyzesinin yani benim tişörtümün balık desenli olmasına karar verdi. Çizdiği koca balığın altına "hamsi" yazısını da iliştirip kendi bölümünü bitirdi. Coşku da bizim yönlendirmelerimiz ve artık yorulduğu için yardımlarımızla bu kompozisyonu bir tekne ve bir bulutla tamamladı. :)
En küçümenimiz İrden gelemediğinden, gelse de sadece çizik atmaktan başka bir desen yapamayacağından onun tişörtünü seda halası ve melike halası beraber boyama kitabından kopya çekerek winnie deseniyle boyadılar.
Boyalarımız tüp şeklinde olduğu için sıkılarak boyanması onları biraz yorulup yavaşlamalarına sebep olsa da çıkan sonuç muazzamdı. Kendilerine ve yaşlarına uygun kıyafetlerini kendileri hazırladılar. Gidip gelip kontrol edip kullanma talimatında yazan 6 saatlik sürenin dolmasını bile bekleyemeden kurur gibi olunca tişörtlerini üzerlerine geçirdiler ve poz verdiler.
Yine bi not: Küçümenlerimiz tişörtlerini giyinme programını bile yaptılar o gün. Coşkucut anaokula giderken pazartesi günü, devrim de beden eğitimi dersinde salı giyecekti. Ben de devrim'e ayak uydurup salı günü işe hamsili tişörtümle geldim. Gün boyu sadece tişörtüm gülmem için yeterli sebep teşkil etti :))) 
Başka not: Hala keçeli kalem şeklinde olan kalıcı kumaş kalemlerinden arıyoruz. :)

Pazartesi, Nisan 11

yoksa bitiyorlar mı ne?

Evet biliyorum taşsal obcelerim bitmeyen şarkıya bağladılar, neredeyse ömrümün işi olacaklar! Aslında bitmeyen işler beni huzursuz eder, tezcanlıyımdır. :) Ama istanbulda yaşayıp, akçakocada yeğenler - kuzenler - akrabalar - deniz - gezmeler - yürüyüşler arasında obcelerimi tamamlamak biiraz zaman alıyor! 
Obcelerimin taş kaplanan kısmının harçlanması işini, kendime kendimden zaman çalıp, bu hafta sonu yaptım! 

Derzleri doldurmak için gri harcı tercih ettim. Harcı normalde karıldığı yoğunluğundan biraz daha yoğun kardım ki daha kolay sürülsün ve de çabuk kurusun. Harçla obcelerimin tüm yüzerylerini kaplayıp, nemli süngerle üsten üstten yavaş yavaş temizleyerek taş yüzeylerini ortaya çıkardım.
Taş aralarındaki derzler gitmeyecek ama taşlar tamamen görünür hale gelecek şekilde, taşlar üzerindeki harç lekeleri temizlenenene kadar sık sık temizledim. Tam olarak temizleyemediğim kısımları da anneme emanet ettim, yani son hallerini yine görme şansım olmadı. Son halleri derken cilalanmadan önceki son hallerini kastediyorum.
Annemin istediği yeni parçaları saymazsak bir dahaki akçakoca ziyaretimde cilalayıp en azından bu postayı tamamlıycam.
İşte parça parça şimdiki halleri:

Bi not: Mozaikciklerimin yapım aşamaları da işte buralarda : 1.posta / 2.posta / 3.posta
Başka bi not: Türk dizilerine ve "azzzz sonnnraaa" ilanlarına dönen dekorlarımı tamamlamama bu sefer gerçekten az kaldı. :)) Beni bekleyiniz anacım...

Pazar, Nisan 3

nee elmalı pay mııı?

Laz mutfağından sonra işte  instructables 'da gördüğüm basit elmalı pay tarifiyle amerikan mutfağı! Elmalı payı yapımı basit, hızlı, malzeme eldesi kolay ve en önemlisi hafiif bir tatlı olduğu için biz pek sevdik :) Mayalandırma-bekletme-ön pişirme-soslama yok! Süfer süfer!
Yaklaşık 25-30 cm çapındaki bir pay tepsisi için işte malzemeler ve tarif: 
6 elma kabukları soyulup ince dilimlenir, üzerine bir fincan şeker, 2 yemek kaşığı un, 2 çay kaşığı tarçın konulup karıştırılır ve dolgu hazırlanır. 3 fincan un, 1 fincandan az sıvı yağ (tercihe göre sıvı yağ azaltılıp yerine sanayağ ya da tereyağ eklenebilir) , yarım fincan kadar soğuk su, 1 çay kaşığı tuz, 2 çay kaşığı şeker ve bir paket vanilin karıştırılıp yoğurulur. Tabii itiraf etmeliyim instructables 'taki tarifi ben içgüdülerime ve evdeki malzemere göre birazcık değiştirdim. :) Ama sonuç gayet memnun edici oldu :)
( Bu arada bir püf : Yine instructables' taki pay tariflerini kurcalarken gördüm ki pay hamurunu  iki sera streç film arasında açınca hamuru muntazam açmak ve onu tezgahtan parçalamadan zedelemeden kaldırıp tepsiye yerleştirmek daha kolay oluyor. )
Hamuru biri biraz daha büyükçe iki parçaya ayırıp büyüğünü tepsinin boyutuna göre açıyor, üst serayı alıp alt seranın yardımıyla tepsiye yerleştiriyoruz. seradan kurtulup içine dolguyu koyunca, kalan hamuru da açıp aynı yöntemle dolgunun sütünü kapatıyoruz.
Ben yine orjinal tariftekinin aksine fazla kenarları kesip atmak yerine içe kıvırıp çatalla izler yapma yolunu tercih ettim. Elmaların pişerken çıkaracağı buhar için pay hamuru üzerindeki kesikleri de açıp- ki kesinlikle payın daha güzel görünmesini sağlıyorlar- üzerine küçük parça tereyağlar yerleştirdim.
Önceden ısıtılmış fırında 200 derece dolaylarında üstü kızarana kadar pişirdim, fırından çıkınca pudra şekeriyle süsledim.
Ve işte ta da:
Dipil not: Elma pişerken bol bol su bıraktığı için tepsiyi fırında altlara doğru yerleştirmek daha iyi pişirme sonuçlaarı oluştuyor. Bana çok afiyet oldu size de olsun :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...