korbala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korbala etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 1

okuyom ben ya!

senelerdir ağlaşırım; "yükseğe başlayamadım, yükseğe başlayamadım"... sonunda başladım, hemi de kendi okulumda! başıma gelcekleri biliyodum da, yine de daha umutluydum, malum insan umutsuz yaşayamaz. okuldaki inşaat-ımsı- faaliyetler yüzünden geç açılan okulumda sıkıştırılmış kompakt bir eğitime tabi tutulduk. iş-okul-ev üçgenime başlarda ispanyolca kursu da dahildi. insanın hayatı gözünün önünden sadece son anlarında film şeridi gibi geçmezmiş efenim, onu öğrendim. şu üç ayım bildiğin gözümün önünden akarak geçti! at gibi koştum diyerek kendime bu sıfatı yakıştırmakta da bi sakınca görmüyorum, çünkülüm tam anlamıyla öyleydi.
amaaa bu arada blogsal işlerimden tam anlamıyla vazgeçmedim, vazgeçemedim. fırsat bulduğum aralıklarda bişiler yapmak için çabaladım, elişlerim kafamın en bi şekerli sığınağı! o kadar çok yazcak biriktirmişim ki, hangisinden başlasam bilemedim. düşündüm düşündüm, dün tümm teslimlerimi yapıp okulun ilk dönemini tamamladığım için kendimi kutlama maksadıyla yaptığım panda kurabiyeleri paylaşmaya karar verdim.
kurabiyeleri önce Atölye Ra ' nın sayfasında te şu aşaadaki fotolarda gördüm, görürü görmez içime bi yangın düştü de, proje teslimim vardı, kendimi oyaladım! "sakin ol gamze, kurabiyelerin resmi orda, mutpakta malzemelerin bol, sadece biraz bekliyceksin!"
bekledim ve teslimlerimin son bulduğu ilk günde kendimi mutfağa kapattım!
fotoğrafa bakıp, çeşitli çıkarımlarla yaptım kurabiyelerimi tabi annemin 2 renkli bisküvi tarifini kullanarak; 250 gr pudra şekeriyle 250gr sanayağı iyice yoğur, içine 2 yumurta kır, hepsini iyice karıştır, kabartma tozunu 500 gr una( ki ben göz kararı kattım, kim nası ölçsün şimdi unu?) karıştır, yumurta şeker yağ karışıma ekleyip, bi tutam tuz ve vanilyayı da ekle güzelce yoğur, 3 parçaya böl,  ve eğlence başlasın!!!
ve tabi ki ben bu kurabiyelerdeki gibi gıda boyası kullanmadım, kimyasallara karşı bi insanım. göz ve kulaklarının siyahını hamurlardan birine kakao katarak elde ettim. beyaz zaten hazırda. pembesini elde etmek çok eğlenceliydi. bir küçük pancarın yarısını küçük bi cezvede pancarın rengi suya iyice geçene kadar haşladım, soğuduktan sonra bu suyu bi hamur parçasına ekleyip iyie yoğurdum.. sonra yukardaki fotoya göre birleştirip, kestim. her kestiğim parçada ayrı kikirdedim itiraf ediyorum. hele hele de bi gözü yukarda bi gözü aşaada sarhoş pandalar çıktıkça! çikolata sosum ve uygun aparatlarım olmadığı için burun ve ağzını da kakolu hamurdan yapıp pişirmeden ekledim, sosum olsaydu sonradan eklemek lazımdı.


çabucacık piştiler, insan yemeye kıyamaz diye bi an düşündümse de sona tüm bu düşünceleri uzay boşluğuna salıverdim. nam nam nam! apiyet olsun!
dipte püfüdük not: pancarın tadı hiç bi biçimde hamura geçmiyor, pembe sevenlere müjde olsun!
dipte deneyimler: peki içime sinmeyen detaylar olmadı mı? tabi ki oldu, sona bu sabah şöle bi araşrdım ki meğersem youtube da videosu varmış, keşkem önceden izleseymişim, tabi ki ilk fırsatta tekrar deniycem;
*hamurlar birleştirilirken aralarına süt-su karışımı sürülmeliymiş ki benimkilerin ayrıldığı gibi pişerken birbirlerinden ayrılmasınlar.
*hamur buzdolabında 4 saat ya da dondurucuda 45 takka beklemeliymiş ki düzgünce kesilebilsin.
dipte müjdeli not: poroceden b almışım! he b ne derseniz bi fikrim yok, bu yeni harfli sisteme alışamadım, a,b,c,d ve f harflerinin notlar olduğunu düşünürsek fena bişi olmasa gerek :))

Çarşamba, Haziran 6

çarparım, cin olmadan adam çarparım!

Huyumdur boyumdan büyük işlere kalkışmayı severim!  Elimin hamuruyla anne işine karışıp hezimetle oturmuşluğum da çoktur tabi de genelde ilk seferde acemi şansının nasiplenicisi olurum!
İşte yine böyle bir macerada, daha çilek reçeli bile yapmamışken kendimi turunç reçeli yaparken buldum! Tabi bu reçeli düzenli olarak yapan insan kişilerinin karşısında saygıyla eğildim! Ne kadar uzun, ne kadar zahmetli ve de ne kadar lezzetliymiş!
Tabii ki bol bol blog okudum yapmadan önce, haddimi en azından o kadar bildim. :) Nursen Doğan , Yemek ve Biz ve  SinekSekiz blogları çok çok yardımcım oldular!
Önce tariflerdeki gibi turuncun dış kabuğunu ince rendeyle temizledim. Bendeniz rendenin en ince kısmını geç farkettiğim için biraz fazla rendeledim sanırım ama lezzetini pek etkilemediğine göre çok da öğütmemişim demek ki! Meğersem rendenin ennn bi ince kısmı varmış! Mutfak robotu dönemi çocuğu olunca böyle oluyo demek ki!
Bi güzel dilimledim.
Beyazlarını da biraz biraz incelterekten ipe dizmeye hazır hale getirdim!
Yuvarlaya yuvarlaya ipe dizdim!

Yaparken ne kadar çok olduklarını farkettim tabii! Hem "ilk denemeden hepsini heba etmeyeyim" hem de "kim yiyecek bu kadar çok reçeli?" diyerekten 2 koca iplik yani yaklaşık 7-8 adetlik turuncu kabuğumu ayırıp geri kalan kısmını mutfağa kuru biberlerimizin yanına astım!
İpte yuvarlaklı kabuklarımı 24 saat boyu suyunu değiştire değiştire beklettikten sonra bol suda 3 defa kaynatıp kaynatıp süzdüm.
Haşlanan kabuklarımı bezlerle kuruladıktan sonra galiba 3-4 bardak suya 4 bardak şeker katıp karıştırıp turunçlarımı içine saldım!
Ölçüm galibalı çünkü bünyem o kadaaaaar çok şeker konmasını bi türlü kabul edemedi ve sanırım hiç bi ölçüye uymadım! Araya giren ispanyolca sınavı, kurslar, ales yüzünden de bi türlü fırsat bulup yazımı yazamadığım için neyi ne kadar koyduğum, ne yapıp ne ettiğim kafamdan kuş oluuup uçtu! Şükür ki yukardaki bloglarda ince ince tarifler var!
Turunç kabuklarım kaynaya kaynaya şeffaflaşmaya başlayınca yarım limonun suyunu da ilave edip bi taşım daha kaynatıp kapattım!
Az biraz soğumalarını fırsat bilip iplerinden çıkardım, kavanozladım, kaseledim! Evet çok yoruldum, hatta bitap düştüm! Ama bi tanesini ağzıma atınca parmaklarıma batan iğneleri, turunç suyunun yakıp kavurduğu ellerimi, ellerimdeki turunç lekelerini, mutfakta biriken bulaşıkları, yoruluşumu, hepsini heeepppsini unuttum!
E tabi cin olmadan adam çarpmaya çalışan ben, turunçlardan arta kalan rendelenmiş kabuklara ve de turuncun suyuna da kıyamadım! Kabuklarımı kurutup kışın gelecek griplerle savaşmak için ıhlamur katkısı olarak sakladım. Ayrıca ipteki turunçlar ve rendelenmiş turunçlar kururken ev bildiğin nefis koktu! ııımmhhh!
Suyunu da yine blogda okuduklarım gibi kaynata kaynata turunç ekşisi yaptım! Ama itiraf ediyorum o kadar ekşi ve acı birşey ki ilk denemeden sonra bir daha cesaret edip kullanamadım! Ayvalık'tan aldığımız şişede o kadar güzel durdu ki kullanmadığıma dertlenmedim bile! :)
dipten kum çıkarmalı not: bittabi istanbul'da turunç bulmak mümkün değil. Kaş'taki arkadaşım bize kooca bi koli yaparaktan yolladı turunçları! Ve hatta ben o kocaaa koliyi taşırken böbreemdeki kumları hoooplatıp yatak döşek oldum! İşbu reçelde evde yatarken fırsattan istifade yapıldı! yani turunçlar kendi reçel yapma vakitlerini ayarlayaraktan geldi!

dipte zaman ölçekli not: hem hasta hem de acemi olduğumdan tabi ki tüm bu işler tek günde yapılmadı! yaklaşık 3 günümü aldı! Böylece artık deneyimle sabittir ki rendelenip ayıklanmış kabukları ipe dizmeden buzdolabı poşetinde 1 gün bekletebiliyomuşuz!

dipte az şekerli kekli not: ilk yaptıklarım bittiğinde o dönem şansımıza adana'ya giden arkadaşımız gülseren'in getirdiği turunçları reçellerken şekeri daha da az kullandım. Evet daha hafif oldular ama turunçlar şekerleme kıvamına gelemediği için biraz dağıldılar! Dağılan turunçlardan çok güzel turunçlu kek oldu!

dipte kuru not: ipte dizili turunçları da denedim tabii ben bu arada! üzerinden aylar geçince de olabiliyorlarmış!

dipte içten teşekkürlü not: kaş turunçlarının tedarikçisi özcan'a, adana turunçlarının tedarikçisi gülseren'e çok çok teşekkür!

dipte müjdeli not: işte tam da bu yazıyı yazarken alesten 70,2 aldığımı öğrendim! mutluyum!

Perşembe, Şubat 9

benim tatlı pampkinim!

Pay dünyasına adım atıp da payların şahına selam vermeden geçilmez değil mi? Tamam kabul ediyorum şeftalilisi, çileklisi ve de özellikle elmalısı candır ama yiğidi GÜldürüp hakkını verelim: Bal kabağı payı hakikaten şah oldu şahmaran oldu mutfağa oturdu!
Bu payla ilgili tek pişmanlığım babam evdeyken kabağı ona kestirip, soydurmamam oldu! O ne çile yarappim ne kadar kas yaptırıcı ve inatçı bir meyveymiş!  Bence işin en zor kısmı buydu zaten :)
Ben tarifi yine instructables 'taki ve nefis tarifler içeren yemek ve biz bloğundaki tarifleri kafama göre karıştırarak uyarladım.Tariflere sadık kalamama gibi bi özelliğim var sanırım. :S
Kabuğun yapımı elmalı pay la aynı. 3 fincan un, 1 fincandan az sıvı yağ (tercihe göre sıvı yağ azaltılıp yerine sanayağ ya da tereyağ eklenebilir) ,yarım fincan kadar soğuk su, 1 çay kaşığı tuz, 2 çay kaşığı şeker ve bir paket vanilin. Hepsini karıştırıp yoğur, 1 saat kadar buzdolabında beklet. Sonra burdaki gibi aç.
Dolgusu biraz daha uğraştırıcı ama çok değil. Çok az şeker ve çoookk az suyla kabakları ezilecek hale gelene kadar pişir, soğut. Sonra her 2 fincan kadar kabak için 2 yumurta (ki bana biiraz fazla geldi, 5 fincan için 4 yumurta kullandım) , 1/2 fincan şeker, 1/2 fincan yoğunlaştırılmış süt (eeeppeeyy bi sütün eeeepeeyy bi kaynatılıp yoğunlaştırılmış hali) 1 tatlı kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı hindistan cevizi ve bi tutam tuzu karıştır. Orjinal tariflerde yoktu ama ben balkabağıyla fındığın evrensel dostluğuna canı gönülden inandığım için, dolgunun içine iri çekilmiş fındık içi eklerden elimi hiç de korkak alıştırmadım! A tabi bi de itiraf ediyorum buzdolabımın kapağından bana göz kırpan sana yağına karşı koyamayıp biraz da sanayağı kattım.
Sonra bu dolguyu fırın kabına alıp, üzerini alüminyum folyo ile örtüp bi süre pişirdim. Ne kadar süre pişirdim bi fikrim yok. Sanırım kendimi "yumurtalar artık pişmiştir" e ikna edene kadar!
Dolgu biraz soğuduktan sonra pay tepsisinde 2 kabuk hamurunun arasına yerleştirip fırınladım. ilk 10 dakika 240 derecede, sonra bi yarım saat kadar da 200 derecede. Piştikten sonra bi süre buzdolabında bekleyince kesinlikle daha lezzetli oluyor. Bize yine çok apiyetli oldu, size de olsun!
Dipte pay kabuklu not: Aslında gördüğüm hiç bi orjinal pay tarifinde üstü kapalı balkabağı payı yoktu ama ben pay kabuğunu pek seviyorum.
Dipte kabak tadı veren not: dolgu malzememi piştikten sonra fırından çıkardığımda, her yeni bişey denediğimdeki "acaba ben bi canavar mı yarattım?" korkusuyla dolgunun tadına baktığımda , "bu tat bi insanın hayatındaki en önemli lezzetlerden!" dediğimi belirtmeliyim!
Dipte püfsel not: Dolguyu hazırlarken keklerden kalma alışkanlıkla ben önce şeker ve yumurtayı çırptım bi fark yaratıp yaratmadığını bilmiyorum ama yine de söyliyim dedim. 
Dipte atasözsel not: ben yiğidin (kadın ya da erkek) ölünce değil gülünce ne menem bi insan olduğunun anlaşılacağını düşünenlerdenim!

Pazartesi, Şubat 6

bakma bana öyle yeşil yeşil!

yeşil zeytin yaptık biz bu sene yeniden, paylaşalım dedik. zeytinlerimizi patlayıp etrafa sıçramalarını önlemek için buzdolabı poşeti içinde çekiçle ezip, suya bastırdık. zeytinlerin suyun üstüne çıkıp çürümesini önlemek için de -aynen bize zeytini nasıl yapacağımızı öğreten arkadaşımızdan öğrendiğimiz gibi- küçük bi  buzdolabı poşetinin içini biraz suyla doldurup, ağzını düğümleyip zeytinlerimizin üstüne koyduk. nerde bulayım ben istanbul illerinde temiz taşı! :) yaklaşık 3 hafta boyunca 2 günde bir suyunu değiştirdik ve acılığı gidince tuzlu suya bastırdık. 2 hafta içinde yemeğe hazır hale geldi!
dipte kişnişli not: beşiktaş pazarındaki zeytinci amcanın kişnişin zeytine yumuşak bir tat verdiğini söylemesi üzerine, ikinci bir kapta tuzlu suya kişniş de ekledik. sonuç gayet lezzetliydi!
dipte çerezlik not: yapması al, hazırla, beklet süreçlerinde yaklaşık 2 ay süren zeytinin mutfak ömrü 2 ay süremeyecek gibi görünüyor! katıksız olmasının da güveniyle zeytinden çok çerez niyetine, haap hupp, hoopp bitti.

Pazartesi, Aralık 5

tembelin mantısı ki bu!

Mantı dediğin illaki minicik olacak değil ya!
Lokum mutfağı kuralları ve gürcü'nün elinden yedikleri koca koca mantıların lezzetli hatırası da baz alınarak verilen  karara göre mantının en makbulü  en büyüğüdür! Hem içi daha dolu, hem tabağı daha göz doyurucu. Ayrıca yapılması basit mantıdan başka daha ne ister bu tembel gönül!
Mantı hamuru için iç güdülerime güvenip aklıma gelen malzemeleri (Un-süt-yumurta-tuz-bi tutam şeker-az yoğurt ve karbonat) gözümün kararıyla belirledim. Mini mini hamurları kapamak bir yana herhangi bir ölçek kullanamayacak kadar tembel bir günümdeydim. Böylece göz kararının özellikle tembeller tarafından oluşturulan bir ölçü biçimi olduğuna da karar verdim!
Sonra "çok da tembellik etmeyeyim, fincan boyu iyidir." deyip açtığım hamuru fincanla parçalara ayırdım.  İçlerini soğan-patates-kıyma ve bence kıymanın biricik dostlarından olan maydanozlu harçla doldurup kapattım.
Ama itiraf etmeliyim 20. kapama sıralarında sıkılıp, en azından kupa boyutunu denemeliydim diye  ahlandım! :)
Mantıları kısık ateşte yavaşşşşcana ve azar azar -mantılar üstüste gelmeyecek şekilde rahatça- pişirip sosladım.
dipte afiyetli not: bize çok afiyet oldu. deneyin size de olsun!
dipte gelecek vaadeden not: bir dahaki hedefim bir porsiyonu karşılayacak koca bi mantı yapmaktır, arz ederim!

Perşembe, Kasım 17

gürcü eli değmiş gibi! / çerkez tavuğu

"Ataturk ölduğinde 8 yaşindaydum" der babanem hep. biz de burdan onun 30 doğumlu olduğu kanısına varırız, yani bir aşağı bir yukarı 81 yaşındadır babannesi! (maaşallah) O dönem kadınlarının 11 yaşlarında yemek yapmaya başladıklarını da hesaba katarsak, babanem (nam-ı diğer gürcü -şiveyle söylenirse gürci- ve nam-ı diğer cici) aşağı yukarı 70 yıllık aşçı!
Yemek yerken karşısındaki tok insanı acıktırabilen, yaptığı yemeklerin lezzeti hiç bir yerde bulunamayan, bir anda çeşitlerce yemeği ortaya dökebilen, yedikçe ve de yedirdikçe mutlu olan süfer babanne!
Gürcü'nün mutfağının bir dizi kuralı var tabi:
*işe başlamadan eller muhakkak yıkanacak.
*malzemeye el uzatan kişiye direk "eluni yikadun mi?" diye sorulacak.
*evde bulunan malzemeler muhakkak ki değerlendirilecek.
*zeytin iki ısırılışta yenecek.
*yemeğe soğan, salça ve de yağ konulurken el zinhar korkak alıştırılmayacak!
*"ama babanne yağ yememen lazım" diyen toruna "benum yeduğum yağlar burdan istanbula yol olur" denecek...

Akçapakçamıza her gidişimizde babanemden yeni yeni püf noktaları ediniriz. İstanbul'da bi restoranda yediğimiz çok beğendiğimiz ama babanemin yaptığının tadını bulamadığımız çerkez tavuğundan sonra bu bayram babanemden onun çerkez tavuğunu nasıl yaptığını öğrendik, fotoğrafladık.
Tavuk, sıvı yağ, çok ince çekilmiş ceviz+fındık, kırmızı biber, sarımsak, mısır ekmeği (ya da mısır unu)  ve acıka (ya da salça) malzemelerimiz.
Tavuklar haşlanır, tavuk eti kemiklerinde ayırılır, ince ince didiklenir ve haşlama suyuna geri atılır. Bu suya evde bulunan malzeme kullanılır kuralı gereği ufalanan mısır ekmekleri (ya da mısır unu) eklenir.
Sonra bolllca fındık-ceviz karışımı ve de sarımsak eklenir ve karıştırılar kaynatılır.
Bu arada bir tavada yağ kızdırılır, kızan yağa kırmızı biber ve yine evde bulunan malzeme kullanılır kuralı gereği acıka (ya da salça) eklenir, biraz kavrulur ve tencereye eklenir. Kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirlir.
 Sonra tabaklara alınır, aafiyetle yenir. ta daaa:
Dipte ölçülü not: 70 yıllık göz kararı ustası aşçıya babane bu tavuk kaç gram gelir, kaç bardak su konur, bu fındık kaç fincandır denmiyor tabi :)) Heeeepsi göz kararı, kararınca koyunuz efem!
Dipte ölçekli not: Ben bilahere hepsini ölçüp tartacağım. Bakalım benim gözümün bu hususta herhangi bir kararı var mıymış?
Dipte yine bi not: yemekleriniz gürcü eli değmiş gibi olsun isterseniz yağı, soğanı ve salçayı sakınmayınız efem!

Salı, Kasım 15

gülümseyen mısır ekmekleri!

Senelerdir defalarca deneyip deneyip, babanemin nam-ı diğer gürcü' nün mutfağındaki tadı bulamadığım için hayal kırıklığıyla boğuştuğum uğraşımdır mısır ekmeği! Babaneme tarifi her sorduğumda senelerin tecrübesiyle verdiği ölçüsüz tarif beni hep kederlere gark etmiştir! : "mısır uni, az boğday uni, az kabartma tozi, az yoğurt, sicak su"
Sonunda makus talihimi kabullenip, gürcü'nün yaşına geldiğimde onun gibi mısır ekmeği yapabileceğimi umup işin peşini bıraktım ve elde edebildiğimle mutlu olmayı öğrendim. Bi de baktım ki ben mutlu olunca mısır ekmeklerim de gülmeye başlamışlar!
Tarif aynen babanemin dediği gibi : "mısır uni, az boğday uni, az kabartma tozi, az yoğurt, sicak su" .
Şekillendirilebilecek kıvamda hamurun yoğunluğu ayarlanıp eepey kısık ateşte yavaşça pişiriliyorlar. Malum ekmekler eskiden köy evlerinin vazgeçilmezi kuzinede şimdi ise genellikle sobada odun ateşinde ağır ağır piştiğinde enfesleşiyorlar.
Bizim evimizde mısır ekmeklerimiz küçümen porsiyonlar halindeler. Böylece ekmeğin çevrilmesi, içinin pişmesi daha kolay, yenmesi de eğlenceli oluyor!

Dipte umut vaadeden not: Mısır ekmeğinde süfer tadı aramaktan vazgeçtiğim zaman aradığım tada yaklaşmak hiç hiiçç ummadığım sürfrizdi! lezzetli sürfrize can kurban!

Pazar, Nisan 3

nee elmalı pay mııı?

Laz mutfağından sonra işte  instructables 'da gördüğüm basit elmalı pay tarifiyle amerikan mutfağı! Elmalı payı yapımı basit, hızlı, malzeme eldesi kolay ve en önemlisi hafiif bir tatlı olduğu için biz pek sevdik :) Mayalandırma-bekletme-ön pişirme-soslama yok! Süfer süfer!
Yaklaşık 25-30 cm çapındaki bir pay tepsisi için işte malzemeler ve tarif: 
6 elma kabukları soyulup ince dilimlenir, üzerine bir fincan şeker, 2 yemek kaşığı un, 2 çay kaşığı tarçın konulup karıştırılır ve dolgu hazırlanır. 3 fincan un, 1 fincandan az sıvı yağ (tercihe göre sıvı yağ azaltılıp yerine sanayağ ya da tereyağ eklenebilir) , yarım fincan kadar soğuk su, 1 çay kaşığı tuz, 2 çay kaşığı şeker ve bir paket vanilin karıştırılıp yoğurulur. Tabii itiraf etmeliyim instructables 'taki tarifi ben içgüdülerime ve evdeki malzemere göre birazcık değiştirdim. :) Ama sonuç gayet memnun edici oldu :)
( Bu arada bir püf : Yine instructables' taki pay tariflerini kurcalarken gördüm ki pay hamurunu  iki sera streç film arasında açınca hamuru muntazam açmak ve onu tezgahtan parçalamadan zedelemeden kaldırıp tepsiye yerleştirmek daha kolay oluyor. )
Hamuru biri biraz daha büyükçe iki parçaya ayırıp büyüğünü tepsinin boyutuna göre açıyor, üst serayı alıp alt seranın yardımıyla tepsiye yerleştiriyoruz. seradan kurtulup içine dolguyu koyunca, kalan hamuru da açıp aynı yöntemle dolgunun sütünü kapatıyoruz.
Ben yine orjinal tariftekinin aksine fazla kenarları kesip atmak yerine içe kıvırıp çatalla izler yapma yolunu tercih ettim. Elmaların pişerken çıkaracağı buhar için pay hamuru üzerindeki kesikleri de açıp- ki kesinlikle payın daha güzel görünmesini sağlıyorlar- üzerine küçük parça tereyağlar yerleştirdim.
Önceden ısıtılmış fırında 200 derece dolaylarında üstü kızarana kadar pişirdim, fırından çıkınca pudra şekeriyle süsledim.
Ve işte ta da:
Dipil not: Elma pişerken bol bol su bıraktığı için tepsiyi fırında altlara doğru yerleştirmek daha iyi pişirme sonuçlaarı oluştuyor. Bana çok afiyet oldu size de olsun :)

Pazartesi, Aralık 13

nam nam nammmmmm!

Pastanelerin önünden her geçisimde, özellikle dikkatimi çeken koca koca ağız sulandıran kestane şekerleri olur hep!
Sergun ve degisiktatlar 'ın paylaşımları, ve aslı lezzetli eller istasyonu 'na ait olan tarif sayesinde öğrendik ki meğer bu eşsiz tatlı evde yapılabiliyormuş! :) Aslında onların tarifi yalancı kestane şekeri üzerineydi, yani kuru fasulyeyle yapılanı. (Bir ara onu da deneyeceğim.) Yalancı kestane şekeri yapma fikrimi ablama sunduğumda, "niye ki biz onu kestaneden yapalım" dedi ve ağız sulandıran maceramız başladı!
İşte malzemelerimiz: 2 koooca bardak(sanırım bizim 1 bardağımız 2 normal bardağa denk geliyordur) ayıklanmış kestane, 100 gr kadar sana yağ, 1.5 koooca bardak şeker, 6 yumurta(ama epey küçük yumurtalardı), kabartma tozu ve vanilya...
1.aşama: Kabuklarını çizdiğimiz kestaneleri yumuşayana kadar haşlıyoruz.
2.aşama: Kestaneler soğuyunca kabuklarında çıkarıyor ve eziyoruz ve sana yağıyla karıştırıyoruz. Biz yağı oda sıcaklığında bekletmeyi unuttuğumuz için yağı tavada çok ısıtmadan renginin şeffaflaşmamasına dikkat ederek eritip ekleme yolunu tercih ettik.
3. aşama: Yumurta ve şekeri mikserle iyice çırptıktan sonra kestaneleri, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip, fırın kabına döküyoruz.
4. aşama: Pişirme! Bu konuda çelşitli ölçüler verebilirim çünkü pişirme süresince "olmadı bu olmadı" diye diye klasik laz telaşımla ablamın dediklerini kulak ardı edip sürekli ısı değiştirdim. :)) Ama sanırım 180-200 derecede 1 saat civarı yeterli olacaktır :))
5. aşama: Fırından çıkınca karıştırıp soğumaya bırakıyoruz ve yuvarlanabilir sıcaklığa geldiğinde istediğimiz boyuta göre toplar yapıyoruz!
6. aşama: Ahşap çubuğa geçirdiğimiz -ki biz ramenlerle birlikte verilen ahşap çubukları kullandık- kestane toplarımızı çikolata sosuna batırıyoruz, kalıplara yerleştirip çubuğu çıkarıyoruz. Sonra çubuğun bıraktığı izi kaybetmek için üzerini biraz daha sosluyoruz.
7. aşama: Sonra kestane şekerlerimizi Bursada yaşamış birilerini bulup onlarla birlikte, bulamazsak da "bursanın ufak tefek taşları" türküsü eşliğinde hop hop yuvarlıyoruz. :))
Tipitip not: Çikolata sosunu hazır paketlerden yaptık. Aslında ilk hedefimiz benmari usulü çikolatalar eritmekti ama beceremeyip bu uğurda 3 kalıp çikolatayı heba edince, son çare misafirlerimizin önerisiyle hazır karışım kullandık. Bir dahaki sefer sosun sütünü üzerindeki tarife göre daha az koyup deneyeceğiz ama kendi ölçüsüyle de gayet iyi oldu.
Dipildip not: Böylece artık kestane şekeri canımız istediğinde evde yapabileceğimiz hatta bol bol yapıp paylaşabileceğimiz, ikram edebileceğimiz ev tatlısı!
Ve eklemeliyim ki çok lezzetli oldu!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...