yapıjjamm diye bağırırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapıjjamm diye bağırırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 21

bebe hatun / kopyacılarda inecek varrrrrr!

aplamın tatil dönüşü bozcaada'dan tatil ganimeti olarak getirdiği bebek o kadar güzel o kadar güzeldi ki dayanamadım kopyaladım. adını da bebe hatun taktım!
1 büyük 4 küçük boncuk ve 4 farklı renkte artık kumaşlar işi görüyor. Büyük boncuğun etrafına kumaş bağlanıp altından düğümleniyor, kollar ve göğüsler için de dikdörtgenimsi kumaşlarla aynı şekilde boncuklar sarılıyor. sonra hepsi biraraya getiriliyor, baş örtüsü de eklendikten sonra kol ve gögüslerin altından düğümleniyor ve bebe hatun hazır!
dipte zaman ölçekli ve de kıssadan hisseli not: bebe hatun sanırım eylül ayından beri son haline ulaşmak, sonunda ne olacağına karar vermek için bekliyor, ne olmak istediğini henüz bilmiyor. bozcadada'dan gelen anahtarlık bebecik de zincirlerini koparıp anahtarlıktan sıyrıldığı içün öylee aylak aylak geziyorlar beraber. bu zamane kızları da hep böle anam, bi türlü karar veremiyorlar ne olacaklarına... ( imza: kendi kararsızlığını saklamak için klişelere sığınıp suçu bebelere atan blogcu.)

Pazartesi, Nisan 29

seni başıma taç ederim!

oy dügümeli dügümelilerimi yaptıktan sonra baktım benim hayalimdeki işin mevcut koşulllarımla tamamlanabilmesi çok uzun sürecek, ben de hayal kırıklığına çok uğramayayım diye küçük bi ürünle kendimi oyalamaya karar verdim. çiçenklerii aldım taça çevirdim!
malzemelerimiz: dügümeli çiçek, taç, bi parça keçe:
tanesi 1 tele den aldığım plastik taçlara çiçenklerimi sıcak silikonla yapıştırdım
 alttan keçeyle hem sağlalaştırma hem de kafayı acıtmaması için yumuşatma yaptım.
  ta da :
dipte beklemeli not: dügümelim hala yapıjjamm diye bağırırım işlerim kategorisinde tabi, beni bekleyiniz anacım!

oy dügümeli dügümeli!

bazen o kadar çok elişi sayfası kurcalıyorum ki... her beğendiğimi not da almıyorum haliyle, defterler yetmez... sonra aklımda kalanlarından birini yapıyorum ama aradan vakit de geçince neyi nerde gördüğümü unutuyorum. sevgili " oy dügümeli dügümeli" lerim için de aynı şey söz konusu. ben bunları bi yerde gördüm çok beğenip yapmaya başladım. kendileri yapıjjamm diye bağırırım el işlerimden. en sonunda ne olacaklarını sölemem süprüz!  neyse..."hadi bitiremedin de üzerine yük yapma bari, yapılışını paylaş" dedim kendi kendime önce , sonra " e orjinalini de ekleyeyim, ayıptır" dedim ama ara tara, nerde gördüğümü bulamadım. bulur bulmaz sezarın hakkını sezara vericiim tabi ki!
 
   yapılışı çoonnk basit. cd yardımıyla kumaşı kes, ortadan ikiye katla:
teğelle:
 büz:
birleştir:
 birleştir:

 dügümele: 
ta daa;
dipte püf: annenizin, babanızın, babanenizin-ananenizin, dedenizin zulalarını patlatınız efenim, oralarda bol bol artık kumaş, düğme bulabilirsiniz. ben denedim, yüzdeyüz çalışıyor!

Salı, Ekim 30

çiçekler yalnızlık sevmezler!

Sanıyormusunuz ki koca koca tarlaların başına korkulukları ürünleri sadece kuşu böceği kovsun diye koyarlar? Hem kuştan böcekten öyle düşman mı olurmuş? O korkuluklar çiçeklere, ekinlere yarenlik, ahbaplık etsinler diyeler asıl!
Bu eli balonlu arkadaşlar, biz fırsatını bulup da sohbet edemediğimizde çiçekçiklerle sohbet etsin, ayakta dikilmekten yorulanlara destek olsun, hasbıhal edip, neşe versin diye saksılarında beklemekteler.
Aslında mısır-insanlar başka bir elişinin parçasılar, benim hep aklımın bi kenarında tuttuğum ama bi türlü fırsat bulup da bitiremediğim "yapıjjamm diye bağırırım" işlerimden birinin öğrenme aşamasında, paylaşma isteğine karşı gelinemeyip, çiçeklerini çok seven arkadaşıma hediyelik olarak yapıldılar. 
Bi hevesle çabucacık yapıldıklarından yapım fotoğrafları yok o yüzden.Bu fotoğraflar da aslında o mısır-insanların sarkıt / sineklik olacak haline aitler ama yapım aşaması birinin ipli, diğerinin ızgara çubuklu olması haricinde aynı.
Mısır-insanın olmasını istenilen boyuta göre -ki benimkiler yaklaşık 15 ve 20 cm'lik tellerdi- kesiliyor, üst kısım önce daire şeklinde bükülüp, kısa tellerden kollar uzun tellerden de vücut ve bacaklar oluşturularak iskelet tamamlanıyor. Sonra mısır yapraklarının yumuşakcana olanları seçilip, 0,5-1 cm aralığında uzun şeritlere bölünüyor ve sıcak silikonla yapıştra yapıştıra iskeletin üzeri kaplanıyor.
Korkuluk halini yaparken de, ızgara çubukları kaplama sırasında sıcak silikonla yapıştırılıp, mısır yapraklarıyla birleşim yeri saklanarak korkuluklara iliştiriliyor. Benim onları yaparkenki neşemi de yansıtsınlar diye 10 sene kadar önce bi hevesle alıp kolye yaptığım boncuklarımdan geriye kalanlarını balonmuş gibi tutuşturdum korkuluklarımın ellerine. He bi de belki çubukların üzerini hem daha güzel görünsün hem de belki çürümeden korur umuduyla ojeyle boyadım tabii :)
dipte süslü not: şimdi biz kolye takınca pek yakışıyo ya, heh işte çiçeklere de korkuluk o kadar çok, o kadar çok yakışıyo!
dipte şarkılı, türkülü not: ne demiş sezen apla, en bi güzel şarkılarını yaptığı eski zamanların birinde "Yalnızlık Allah'a mahsus!"

Salı, Temmuz 24

çerçeveler deniz kokar mı?

İşte çok möhöm bi soru, koku nasıl bi algıdır? Mesela bazen bi kokuyu sıklıkla duyduğumuz bi yer zihnimize öyle bi kazınır ki, her o kokuyu duyduğumuzda o zamana döneriz. Ya da bazen bi anı öyle canlıdır ki o anıyla birlikte zihninizde yer edinen nesneleri her gördüğünüzde ordaki kokuyu duymuş gibi oluruz.
Böle uzun uzadıya nereye gelicem di mi? Şöle ki benim canım ciğerim gözbebeem çerçevelerim her görüşümde bana "kara kış gününde zatürre mi olucam acaba buralarda?" sorularım eşliğinde dalgalarından kaça kaça tahtalarımı topladığım karadenizimin buram buram yosunlu kokusunu, biraz da rüzgarın taşıyıp dudağıma yapıştırdığı tuzunun tadını getiriyor!
Aslında teeee şubatta yapmaya başladığım tamamlanamayan işlerimden gibi görünen çerçevelerim biteli çok zaman oldu, ama bir süredir alnımın üstünde "zihnimi-fikrimi-vaktimi-enerjimi yüksek lisans başvuruları münasebetiyle kaybetmiş bulunmaktayım, hükümsüzdür" ibaresiyle gezdiğim için bir türlü bloğa giremedim! İşte burdalar:
Kesilip biçilip yapıştırılıp boyanıp cilalanıp kurutuldular önce çerçevelerim. Bu arada mavi çerçeveme kardeş yeni bir mor çerçeve de eklendi!
Çerçevelerimin ön yüzünde cam-mış gibi davrabildiği ve de hafif olduğu için kalın bi asetat kullanmayı tercih ettim. Tabi ki hiç bir -mış gibi sahicisi gibi olamaz ama asetat yeteri kadar iyi oldu bence. :)
Yine hafifliği ve uygulama kolayllığı yüzünden çerçevenin arkasını kapatmak için mantar-mış gibi davranan 2-3 mm'lik yapay mantar kullanmayı seçtim bu sefer de!
Çerçevemin asma kısmına denk gelecek kenarda küçük bi çentik açıp, kurdeleyle askı yerini, diğer kenarlarında 2-3 santim genişliğinde -ön görünümü bozmamasına dikkat ederek- parçalar bırakıp kapağını hazırladım. 
Ta daaaaa:
dipte bahtiyar not: Kendileriyle yaşamaktan o kadar memnunum ki, bir seri çerçeve siparişi veren anneme rağmen henüz kendilerini akçapakçama taşımadım bile! 

dipte yeni müjdeli not: yüksek lisans başvurumu yaptım, kabul de edildim!  

dipte teçhizatlı not: türlü çeşit bıçaklarla kesmek zor olunca gittim kendime kıl testere bile aldım! savulun kesmesi zor tahtalar, kaçışın saçma bıcaklarla kesilen tahtaların saçma gıcırtıları! müfettiş gadget gibi geliyorum!

Cuma, Şubat 17

eksik tahtalar / yapıjjamm diye bağırırım bölüm 4

günlerden tatil, montlardan kalın, mevsimlerden dalgadır!
Bu blog kişisi parlayan kentin birinde en bi kalınlarını giyinip, incelemeye bayıldığı 10marifet sitesinde gördüğü ve heveslendiği Dallardan Çerçeveye elişinde kullanılmak üzere dallarını toplamak için kendini sahile atmaya hazırlanır.Sıkı giyinmek şarttır, malum kara kara denizin poyrazı insanı delikli peynirlere çevirebilir! Hummalı hazırlığı gören blogcunun annesi sorar tabi "Nereye?" blogcunun cevabı kendine göre basit, sıradan ve anlamlıdır. "Sahile tahta toplamaya gidiyorum" Annenin tabi ki daha anlamlı ve can alıcı bi cevabı vardır: "Ne oldu, tahtaların mı eksildi?" Blogcu kızını çookk çok iyi tanıyan bu annesine derin gülücüklerini sunar ve koşaraktan sahiline gider!
Koca koca dalgalarla kaçma kovalamaca oynayaraktan ve de çevre halkının "deli mi bu?" bakışları altında gereken tahtalarını toplar. Bu arada kış günlerinde el cebe gittikçe mutluluk versin diye güzel bi istiridye kabuğunu da montunun cebine atar.
Tüm o kıyafetlerden koşaraktan geçip insanı delik deşik eden soğuğa artık dayanamayacak hale gelince de koşaraktan eve kaçar!
Annenin, babanın, ablanın "biz galiba bu çocuğun bişeyini eksik kattık, çocuğu deli yaptık!" bakışlarının arasında muazzam ve sinir bozucu gıcırtılar yaratarak, tahtalar küçümen testereyle yaklaşık eşit uzunluklarda küçümen parçalara ayırır!
Kalın bi maket kartonundan altlığını hazırlar, tahtacıklarını sıcak silikonla altlığına yapıştırır. Klasik huyu olan yaptıklarından süphe etme işkencesi ve "Allah'ım ben bi canavar mı yarattım?" hesaplaşmasından kurtulmak için de tüm aşamalarda "Nası oldu, nası oldu?" sorularıyla ev hallkını canından bezdirir. Ama işin güzel olup olmadığını annenin el koyup koymama kararıyla belirlenecektir.
Blogcu, kaplama işini bitirince ve gerekli mercilerden ilk onayları alınca, ilişiğinin bulunduğu her evde muhakkak ki bulundurduğu bi suluboyanın çağrısına karşı koyamaz ve denizden armağan tahtalar deniz rengine boyanır!
Sevgili deniz kokan çerçeve güzellik uykusunu alması ve gerekli istirahatlerini yapması içün yalnız bırakılır.
Sabah olanda uyandırılır ve cilalanarak gerekli makyajı yapılır. İşte gerekli onay anneden bu aşamadan sonra gelir. Anne sadece ona el koymakla kalmamış, ayrıca ondan bir seri istemiştir! Hatta tahtaları da anne toplayacaktır!
Fekat zannetmeyin ki bu masal burada mutlu sonla sonlanır! Bu masal blogcu kişisinin henüz bitmeyen masallarındandır. Çerçevenin arkasının nasıl yapılacağı planlanmış ammaa henüz fırsat bulamamıştır.
Dipte gökten üç elmalı not: tamamlanmasa bile ben erdim muradıma siz de çıkın kerevetine!
Dipte hunili not: Bi şeyi herkes öle söylüyorsa öyledir herhal, değil? Ve blogcuya göre ÇOĞUNLUKLA delilik onurlu bir nişanedir!
Dipte en sevilen atasözlerinden bi demetli not: "hep deli, hop deli beşikteki başını sallıyor!"

Salı, Şubat 7

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 3 / etkinliklerden servise

Şu hayatta unutmadığım birşey varsa o da insan yüzleridir, zaman zaman isimlerle yüzleri birleştirmeyi beceremesem de! Onun haricinde kendi anılarımı bile unuturum! Çok şükür ki fotoğraflar, günlükler, her şeyi hatırlayan ve vakti geldikçe ısıtıp ısıtıp anlatan bi aplam ve arkadaşlarım, hatırlatıcı olsun diye toplanan broşürler ve de etkinliklerden kalma biletler var! İşte bu unutkanlığım yüzünden hatırlatıcı olan çoğu şeyi saklarım.
Aslında bu saklama işi sadece unutmayla ilgili de değil tabi! Sadece öyle olsa kuşun uçtuğu yönü bile hatırlayabilen ablamın da aynı şeyleri saklıyor olması acaip olurdu! Bu aslında daha çok Adem ile Havva' dan beri süregelen Avcı-Toplayıcı bileşenlerinin genlerimize işlemiş hali! "Hayatta kalmak istiyorsam toplamalıyım!"
A tabi bir de soğuk ve de sıcak savaş yıllarını yani işin özünde kıtlığı görmüş- yaşamış bir neslin torunları olmak da var! Bir gün lazım olur gerekçesiyle sahip olduğu tüm eşyalara hatta eskiyenlerine bile sıkı sıkı tutunan, her an aç kalabilecekmiş gibi hisseden, karneyle yemek almış bir nesil!
Bunlar ve eminim aklıma şu anda gelmeyen bissürü sebep beni ve ablamı nesnelere bağımlı yapmaya yetti!  Zamanla "bu kullanılır ki" "bu lazım olur ki" "ben bunla bişey yaparım ki" nesneleri evde yığılmaya başladı. Allah'tan aceleci, telaşlı, sabırsız ve sıkıntıya gelemeyen laz ve gürcü genlerine sahibiz de arada dellenip eşyasal bahar temizliği yapabiliyoruz. Yoksa belediye evimizi çoktaaann basmıştı! 
Bu atma seanslarında atmaya hiçbir zaman kıyamadığımız en önemli ıvır zıvırımız biletler! Ama zamanla elimizi attığımız heryerden biletlerin çıkması rahatsız edici olmaya başlamıştı ki aklımıza süfer bi fikir geldi. Bezginim Bekirim 'de yaptığımız gibi onları da servise çevirmeye karar verdik. 
Tüm biletlerimizi ortaya yığıp, kullanılmış A3'lerin üzerine önlü arkalı yapıştırıp fazlalıkları kestik. Ama hem önlü arkalı kaplayınca kağıdın kalınlığının pvc kaplamayı zorlayacak sınırlara gelmesinden, hem de hazırladığımız kartonları çok beğenmemizden dolayı sadece servis olarak kullanmaya kıyamadık. 
Önlü arkalı fotokopilerini çektirip onları servise dönüştürmeye, asıllarını da cilt olarak kullanarak deftere dönüştürmeye karar verdik. En azından şimdilik! :)
O kadar uzun zamandır bilet biriktiriyormuşuz ki önlü arkalı 2 koca kağıdı tamamen doldurmamıza rağmen geride en az 2 tane daha dolduracak kadar bilet var! Hala servise ya da cilde dönüşmemiş olmalarının yanısıra, evdeki biletlerin ordan burdan bize göz kırpıyor olması da sevgili "etkinlik servisimiz"i bitmeyen işler kategorisinde yüksek rütbeli yerlere oturtuyor!
Ama umutluyum! Bitecek! Yani umuyorum!
Dipte unutkan not: O kadar unutkanım ki aynı oyuna 1 sene arayla 2 kez bilet almışlığım, okuduğum ve okurken çok sevdiğim bazı kitapları 3 kez okumuşluğum, bana anlatıldığında kendi anılarıma gülmüşlüğüm ve de üzülmüşlüğüm var!
Dipte hafızabaz not: Bu servislerin en iyi tarafı her yemekte görsel hafızama hitap edip en azından katıldığım etkinlikleri, beynimin kıvrım kıvrım kabuğuna, ince ince kazıyacak olmaları! Tabi bitebilirlerse :)

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 2 / taş mozaik

bitmeyen işler dediğimde kraliçe koltuğuna taş mozaiklerim oturur! kimisi harçsız, kimisi cilasız beklemekteler!

dip not: başlayalı o kadar zaman oldu ki fanusumun içine yerleştirdiğim krapon çiçeklerimin renkleri çokkktan soldu!

Pazartesi, Şubat 6

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 1 / midye mozaik


son bi el atıp bitirmemi bekleyen bissürü işim olmuş benim! kendime gaz vermek içün bölüm bölüm paylaşıcim!
benim tüçüt yeğenlerimin akçakoca şubesindeki en büyüğü olan devrim, geçen seneki doğum günümde hediyesine ek olarak "gamze teyzem bunları kullanır" diyerek kocaa bi kap deniz kabuğu da getirmişti. benim için o kadar kıymetlilerki öyle pat diye kullanamadım! bir ara -ki bu bi ara geçen sene mart oluyor!- evdeki bir kabı deniz kabuklu bi kutuya çevirmeye karar verdim! taşlarımı yapıştırdım ama öylece kaldı. şimdi derz ve de cila bekliyor.
te buraya yazdım, ilk fırsatta bitiricim!
dipten kabuk çıkarmalı not: hazır mart ayı da neredeyse gelmiş iken tam bunu yaptığım günün yıldönümünde mi bitirsem aceba?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...