Pazartesi, Nisan 11

yoksa bitiyorlar mı ne?

Evet biliyorum taşsal obcelerim bitmeyen şarkıya bağladılar, neredeyse ömrümün işi olacaklar! Aslında bitmeyen işler beni huzursuz eder, tezcanlıyımdır. :) Ama istanbulda yaşayıp, akçakocada yeğenler - kuzenler - akrabalar - deniz - gezmeler - yürüyüşler arasında obcelerimi tamamlamak biiraz zaman alıyor! 
Obcelerimin taş kaplanan kısmının harçlanması işini, kendime kendimden zaman çalıp, bu hafta sonu yaptım! 

Derzleri doldurmak için gri harcı tercih ettim. Harcı normalde karıldığı yoğunluğundan biraz daha yoğun kardım ki daha kolay sürülsün ve de çabuk kurusun. Harçla obcelerimin tüm yüzerylerini kaplayıp, nemli süngerle üsten üstten yavaş yavaş temizleyerek taş yüzeylerini ortaya çıkardım.
Taş aralarındaki derzler gitmeyecek ama taşlar tamamen görünür hale gelecek şekilde, taşlar üzerindeki harç lekeleri temizlenenene kadar sık sık temizledim. Tam olarak temizleyemediğim kısımları da anneme emanet ettim, yani son hallerini yine görme şansım olmadı. Son halleri derken cilalanmadan önceki son hallerini kastediyorum.
Annemin istediği yeni parçaları saymazsak bir dahaki akçakoca ziyaretimde cilalayıp en azından bu postayı tamamlıycam.
İşte parça parça şimdiki halleri:

Bi not: Mozaikciklerimin yapım aşamaları da işte buralarda : 1.posta / 2.posta / 3.posta
Başka bi not: Türk dizilerine ve "azzzz sonnnraaa" ilanlarına dönen dekorlarımı tamamlamama bu sefer gerçekten az kaldı. :)) Beni bekleyiniz anacım...

Pazar, Nisan 3

nee elmalı pay mııı?

Laz mutfağından sonra işte  instructables 'da gördüğüm basit elmalı pay tarifiyle amerikan mutfağı! Elmalı payı yapımı basit, hızlı, malzeme eldesi kolay ve en önemlisi hafiif bir tatlı olduğu için biz pek sevdik :) Mayalandırma-bekletme-ön pişirme-soslama yok! Süfer süfer!
Yaklaşık 25-30 cm çapındaki bir pay tepsisi için işte malzemeler ve tarif: 
6 elma kabukları soyulup ince dilimlenir, üzerine bir fincan şeker, 2 yemek kaşığı un, 2 çay kaşığı tarçın konulup karıştırılır ve dolgu hazırlanır. 3 fincan un, 1 fincandan az sıvı yağ (tercihe göre sıvı yağ azaltılıp yerine sanayağ ya da tereyağ eklenebilir) , yarım fincan kadar soğuk su, 1 çay kaşığı tuz, 2 çay kaşığı şeker ve bir paket vanilin karıştırılıp yoğurulur. Tabii itiraf etmeliyim instructables 'taki tarifi ben içgüdülerime ve evdeki malzemere göre birazcık değiştirdim. :) Ama sonuç gayet memnun edici oldu :)
( Bu arada bir püf : Yine instructables' taki pay tariflerini kurcalarken gördüm ki pay hamurunu  iki sera streç film arasında açınca hamuru muntazam açmak ve onu tezgahtan parçalamadan zedelemeden kaldırıp tepsiye yerleştirmek daha kolay oluyor. )
Hamuru biri biraz daha büyükçe iki parçaya ayırıp büyüğünü tepsinin boyutuna göre açıyor, üst serayı alıp alt seranın yardımıyla tepsiye yerleştiriyoruz. seradan kurtulup içine dolguyu koyunca, kalan hamuru da açıp aynı yöntemle dolgunun sütünü kapatıyoruz.
Ben yine orjinal tariftekinin aksine fazla kenarları kesip atmak yerine içe kıvırıp çatalla izler yapma yolunu tercih ettim. Elmaların pişerken çıkaracağı buhar için pay hamuru üzerindeki kesikleri de açıp- ki kesinlikle payın daha güzel görünmesini sağlıyorlar- üzerine küçük parça tereyağlar yerleştirdim.
Önceden ısıtılmış fırında 200 derece dolaylarında üstü kızarana kadar pişirdim, fırından çıkınca pudra şekeriyle süsledim.
Ve işte ta da:
Dipil not: Elma pişerken bol bol su bıraktığı için tepsiyi fırında altlara doğru yerleştirmek daha iyi pişirme sonuçlaarı oluştuyor. Bana çok afiyet oldu size de olsun :)

Cuma, Nisan 1

balık odası

Annem ve babam 1 büyük 2 küçük odası olan yeni evlerine yerleştiklerinde, babamın "senede kaç gün geliyorlar ne yapacaklar birer odayı, küçük odalardan biri benim balık odam olacak" demesi üzerine evimizin bir odası balık odası oldu. Balık odası ne mi? Balık odası babamın olta malzemelerini, balık kostümlerini, gereçlerini sakladığı ve saatlerce oturup olta bağlayıp, hazırlık yaptığı hobi odası...
Odamız düzenlendiğinde hem babamın balık odası hem de annemin dikiş odası olacak. Şimdi evdeki fazla eşyaların kullanıldığı oda durumunda olan odaya bir koltuk, babamın koca koca yağmurluklarını, ağlarını koyabileceği genişçe bir dolap, masa ve annemin dikiş ıvır zıvırlarını babamın balık ııvır zıvırlarını koyacağı çekmecelik ve küçük dolap artııı bir ayna gelecek. Annemin evin heryerine saçılmış bissürü menekşesini de bir araya toplamak için yapılacak rafları ve babamın teyzelerinin elleriyle yaptıkları minyatür hasır namazlığı unutmamak lazım tabii :)
Bu çizimleri akçapakça'da aklımdakileri annemlere rahatca anlatabilmek için suluboyayla yapmıştım. Pek başarılı olmasalarda eğlenceliler ve annemin heveslenmesini ve hayal edebilmesini sağladılar. :)
Dipten not: balık-dikiş odası henüüz yapılmadı, hevesle yapılacağı günü bekliyorum :)

Cuma, Mart 18

akçakoca günlükleri

Akçakoca yani bizce akçapakçamız, ablamla benim hep hep sürekli anlatmaya ihtiyaç duyduğumuz bir yer. Zaman içinde karşımızdaki insanlar akçapakçamızı tanımıyorlarsa bizi de tanıyamazlar gibi bir bilinçaltı aktivitesine sahip olmuş olabiliriz sanırım :) Ya da her akçakocalı gibi oraya çok düşkünüz :)
Sonunda ablamın fikriyle önümüze gelen herkese sürekli anlatma ihtiyacı duyduğumuz akçakocayı bi blog vasıtasıyla düzenlice ve isteyen herkesin ulaşabileceği bi şekilde anlatalım dedik.

İşte cici bloğumuz: Akçakoca Günlükleri

Salı, Mart 15

sünger bebeler

Hep merak ederdim; çocukken bir kaç basit işlemle yapıp oynayabildiğimiz çeşit çeşit oyuncakları çok sevmemizin nedeninin şimdiki süpersonik oyuncaklara sahip olmamamız olup olmadığını! Öyle değilmiş :)
Sanırım Sunay Akın'ın yazılarından birinde okumuştum. Pırıl pırıl markası, rengi, detayları belli araba, sadece o arabadır ama tahtadan oyulmuş oyuncak araba çocuk onun ne olmasını istiyorsa odur! Bunları neden anlatıyorum, 2008 de yani tüçüt yeğenlerim Devrim ve Coşku daha daha tüçütken, bizim de küçüklüğümüzde anneleriyle beraber yapıp oynadığımız sünger bebekleriden yaptık.
Karman çorman arşivimi kurcalarken denk geldiğim fotolar klasik "başka birşey ararken unuttuğunu unuttuğun başka birşeyi bulma" durumunu yarattı, paylaşayım dedim :)
Yapılışları göründüğü gibi çok çok basit büyük süngerleri ipler yardımıyla biçimlendirip, kurdele ve gipürlerle süslemek :) Küçümenlerim oyuncaklarını bizden ufak tefek yönlendirici yardımlarla yaptılar ve annelerinin söylediğine göre uzunca bir süre çok sevip oynadılar...
Dipte not: Bu etkinlikle çocuk -bol bol sevilen ve oyunlarını ailesiyle ve çevresindekilerle paylaşan çocuk- denen varlığın oyuncağa doyma gibi bi dürtüsü olamayacağını anlamakla beraber, çocuğun kendi el emeğiyle yaptığı oyuncağın, başının tacı olduğuna emin oldum.

Perşembe, Şubat 17

arkadaş blogları

Kendimizi, çevremizdekileri, mesleğimizi, becerilerimizi, yaşam biçimimizi, içimizdekileri, duygularımızı, algımızı, yaşadığımız yeri ifade etmek ve de paylaşmak için kullandığımız bloglar giderek çoğalıyor. Tabii ki arkadaş blogları da çoğalıyor. Her birini ayrı bir zevkle ve merakla takip ediyorum. Paylaşmak istedim...

İşte bu blogların birincisi... Kaş'lı bir arkadaşımın Kaş'ı, Kaş'lıyı, Kaş'ta yapılabilecekleri anlattığı çok yönlü, keyifli ve de faideli bloğu : Kaş Gezegeni

Marmara Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü öğrencisi , ablamın eski öğrencilerinden olan yetenekli ve azimli arkadaşımızın fotoğraf ve fotoğraf altı notları günlüğü : sevgili günlük...

Eski iş arkadaşım ve üniversitedaşımın şimdi yaşadığı ülkeyi, oradakileri, gözüne çarpanları yaptıklarını anlattığı bloğu : Abu Dhabi Maceramız

Ünivrsiteden sınıf arkadaşımın yaptığı süpper keçe oyuncakları sergilediği bloğu: tuubytoy

Yine üniversiteden başka bir sınıf arkadaşımın photoshop alıştırmalarını resimlerle güzelce anlattığı bloğu: photoshop notları
Yenileri geldikçe ekleyeceğim :)

Cuma, Aralık 31

yeni yıl neşesi hep kalsa ya!

Her sene kasım ortalarından itibaren bu "kış nası biter" diyorum. "Ocak ne zaman gelir?" Karanlık, soğuk isli, sisli, puslu havalar, hapşırıklar... hiç peşimizi bırakmıyormuş gibi gelir.
-Dİ-
Meğer kıştan korkma hastalığının basit bi çaresi varmış, kesin çözüm değil ama epey yatıştırıcı.
Aralık ayı boyunca tüm vaktimizi "1 OCAK" a hazırlanarak geçirdik. Ecnebi adeti diye uzak durduğumuz ağaç meğersem tedavimizmiş. Evin içinde yapay da olsa bir yeşil ağaç görmek, üzerini süslemek için arkadaşlardan yardım alıp gülüp eğlenmek, ağacın üstünde sallanan rengarenk süslere bakıp mutlu olmak, pır pır eden ışıklarına bakıp gülümsemek çok keyifliymiş!
Biz sadece ağaçla yetinmedik tabii, evdeki eski kıyafetlerimiz eleyip, yeni yıl harflerine dönüştürdük. Rengini çok sevdiğim ama eskidiği için artık kullanılmaz hale gelen atamadığım tişörtlerim harf olarak karşıma dizildiklerinde atamayan bi çöpçü olduğuma mutlu oldum nerdeyse.
Yapımı basit: kumaşı ikiye katlayıp istediğimiz boyuta göre harfleri kesmek iki parçayı dikip içini elyafla doldurmak! Dikiş makinemiz olmadığı için elimizde diktiğimiz harfler epey zaman ve emek aldı tabii :) Çok şükür seneye sadece bir tek "2" dikmemiz gerekecek :DAslında ağacı alırken planımız birçok şeyi kendi ellerimizle yapmaktı ama meğerse aralık o kadar "uzun" biz de o kadar "supergirl" değilmişiz! :) simli-ip balon süslerimiz ve alt örtüsü haricinde herşeyi hazır! :)
Zuhal ablamın süpersonik keçe kumaşları ve yardımları, Pınar ablanın nasıl tam ve düzgün bir daireyi kolayca kesebileceğimizle ilgili öğretileri -Martha Stewart metodu- sayesinde ablamla çok çok sugar bir örtü yaptık! Kırmızı keçeden daireyi ve bu daire üstünde yarıçap boyunca yerleştirme aralığını kesip, kalın kuırdeleyle çevresini geçtik. Yine zaman darlığı yüzünden kolaya kaçıp, kesitiğimiz motifleri sıcak silikon tabancasıyla kırmızı keçeye yapıştırdık. Ki aslında bu bi bakıma iyi oldu çünkü dikiş ipleri ve izleri olmadığı için örtünün diğer yüzü de süslenebilir durumda! O da önümüzdeki senenin programında! :)
Örtümüz kırmızı olduğu için noel babalarımız da rengarenk oldular. Gerçek noel baba kıyafetinin yeşil olduğu ve noel babanın kendisi de Demre'li bi atamız olduğu için kıyafetinin rengini değiştirme hakkını kendimizde rahatca bulduk :) Ne yani büyük büyük büyük büyük büyük büyük dedemizin kıyafet renginde yorum hakkımız olmasın mı? Hem bu dede çok eğlenceli, kızağa biniyor ve hoh hodo hoh kahkahalar atıyor!İşte bu sene bizi mutlu eden şıkır şıkır ağacımız!
Yıl Dip Not: 2010 u çok şükür güzel geçirdim, umarım 2011 de mutlu en bi önemlisi huzurlu geçer!
Dilek Dip Not: herkesin yeni yılı kutlu olsun! Umarım HUZURLA-MUTLULUKLA-SAĞLIKLA-SEVDİKLERİZLE beraber çok çok güzel bir yıl geçirirsiniz!
En Dip Not: Sokakta, yolda, izde, markette, kasiyerde, herkeste herkeste yeni yıl öncesi neşesi var! Bu Yeni Yıl Neşesi Hep Kalsa Ya!

Çarşamba, Aralık 15

...minareler...

Mimarlık okumanın en keyifli yanlarından biri: Geziler!
Bol bol gezmeli görmelisin! Ne görmelisin? Mümkünse: HERŞEYİ! Dağları, dereleri, dağevini, ibadethaneleri, binaların cephelerindeki işlemeleri, sokakları, sokak taşlarını, yaşlı amcanın satış yaptığı dükkanın onun boyuna ve hızına göre nasıl düzenlendiğini, tarihin binlar üzerinde bıraktığı izleri, mekanların insanlar üzerindeki etkisini ... ve tabiki türkiye sınırları dahilindeysen özünde türk mimarisini.
Çağdaş türk mimarisi henüz taze ama yoğun bir gelişim aşamasında olduğundan gezi seçeneği çoğunlukla Eski Türk - Osmanlı mimarisi! Gösterişli saraylar, camiiler, külliyeler, eski türk evleri...
İşte bu yüzden okul hayatım boyunca ve hala çokca camii gezdim-geziyorum. Arşivleri kurcalarken bir de baktım ki, yaklaşık aynı açılardan çekilmiş bir sürü minare fotoğrafım var!

İşte fotolardan bazıları: Edirne: Üç Şerefeli Camii / Burmalı Minare Camii
Edirne: Üç Şerefeli Camii / Burmalı Minare Camii
Edirne: Selimiye CamiiEdirne: Selimiye Camii
Bursa: Ulucamii
Bursa
Bursa
Fener
Alanya
ÜsküdarAkçakoca: Hemşin Köyü Camii
Akçakoca: Merkez Camii

Pazartesi, Aralık 13

nam nam nammmmmm!

Pastanelerin önünden her geçisimde, özellikle dikkatimi çeken koca koca ağız sulandıran kestane şekerleri olur hep!
Sergun ve degisiktatlar 'ın paylaşımları, ve aslı lezzetli eller istasyonu 'na ait olan tarif sayesinde öğrendik ki meğer bu eşsiz tatlı evde yapılabiliyormuş! :) Aslında onların tarifi yalancı kestane şekeri üzerineydi, yani kuru fasulyeyle yapılanı. (Bir ara onu da deneyeceğim.) Yalancı kestane şekeri yapma fikrimi ablama sunduğumda, "niye ki biz onu kestaneden yapalım" dedi ve ağız sulandıran maceramız başladı!
İşte malzemelerimiz: 2 koooca bardak(sanırım bizim 1 bardağımız 2 normal bardağa denk geliyordur) ayıklanmış kestane, 100 gr kadar sana yağ, 1.5 koooca bardak şeker, 6 yumurta(ama epey küçük yumurtalardı), kabartma tozu ve vanilya...
1.aşama: Kabuklarını çizdiğimiz kestaneleri yumuşayana kadar haşlıyoruz.
2.aşama: Kestaneler soğuyunca kabuklarında çıkarıyor ve eziyoruz ve sana yağıyla karıştırıyoruz. Biz yağı oda sıcaklığında bekletmeyi unuttuğumuz için yağı tavada çok ısıtmadan renginin şeffaflaşmamasına dikkat ederek eritip ekleme yolunu tercih ettik.
3. aşama: Yumurta ve şekeri mikserle iyice çırptıktan sonra kestaneleri, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyip, fırın kabına döküyoruz.
4. aşama: Pişirme! Bu konuda çelşitli ölçüler verebilirim çünkü pişirme süresince "olmadı bu olmadı" diye diye klasik laz telaşımla ablamın dediklerini kulak ardı edip sürekli ısı değiştirdim. :)) Ama sanırım 180-200 derecede 1 saat civarı yeterli olacaktır :))
5. aşama: Fırından çıkınca karıştırıp soğumaya bırakıyoruz ve yuvarlanabilir sıcaklığa geldiğinde istediğimiz boyuta göre toplar yapıyoruz!
6. aşama: Ahşap çubuğa geçirdiğimiz -ki biz ramenlerle birlikte verilen ahşap çubukları kullandık- kestane toplarımızı çikolata sosuna batırıyoruz, kalıplara yerleştirip çubuğu çıkarıyoruz. Sonra çubuğun bıraktığı izi kaybetmek için üzerini biraz daha sosluyoruz.
7. aşama: Sonra kestane şekerlerimizi Bursada yaşamış birilerini bulup onlarla birlikte, bulamazsak da "bursanın ufak tefek taşları" türküsü eşliğinde hop hop yuvarlıyoruz. :))
Tipitip not: Çikolata sosunu hazır paketlerden yaptık. Aslında ilk hedefimiz benmari usulü çikolatalar eritmekti ama beceremeyip bu uğurda 3 kalıp çikolatayı heba edince, son çare misafirlerimizin önerisiyle hazır karışım kullandık. Bir dahaki sefer sosun sütünü üzerindeki tarife göre daha az koyup deneyeceğiz ama kendi ölçüsüyle de gayet iyi oldu.
Dipildip not: Böylece artık kestane şekeri canımız istediğinde evde yapabileceğimiz hatta bol bol yapıp paylaşabileceğimiz, ikram edebileceğimiz ev tatlısı!
Ve eklemeliyim ki çok lezzetli oldu!

laz mutfağından seçmeler devam ediyorrr: HAMSİLİ EKMEK!

Kış; evden bi türlü çıkamayan biz ev tembelleri için bulunmaz nimet zamanı!
Sıcak evinde bezgin bekir misali yastıklar içinde devril dur! Ya da ya da sıcak evinde mamalar hazırla, misafir ağırla, afiyetle ye kalaba kalaba! Hem yemeğin en lezzetlisi en kalabalık olanı değil midir? Biz zaten öğün büyüklüğü hususunda babanemize çektiğimizden yemekleri bi türlü az yapmayı beceremiyoruz. :)
İşte bu seferki koca öğünümüz! 2 kilo hamsiden koca bi tepsi hamsili ekmek!
Her laz yemeği yediğimde; o keskin poyrazda o dağda bayırda nasıl ekip biçebildiğimizi, tulum ve kemençeyle hiç durmadan duraksamadan nasıl zıpır zıpır oynayabildiğimizi çok daha iyi anlıyorum! Yemekler inanılmaz besleyici, içlerinde yok yok!
Babannemin verdiği tarife göre hamsi, yeşilliklerden özellikle pırasa, maydanoz, yeşil soğan, pazı ve evde bulunan diğer tüm otlar ince ince kıyılıp, mısırunu da eklenip tepsiye seriliyor ve pişiriliyor. Biz de evdeki yeşilliklerimizi yani pırasa, maydanoz, dereotu, pazı, yeşil soğan, ıspanak ve de yeşil biberi, kılçıklarını çıkardığımız hamsilerimizi ince ince kıyıp, baharatlardan kuru nane, tatlı - acı kırmızı biber ve kara biber koyup, biraz tereyağ ve biraz sıvı yağ ekleyip, mısır unuyla beraber iyiiiice yoğurduk. Ve edindiğimiz püflerle öğrendik ki mısır ununu koyarken dikkatli olmak, çok koyup kuru bir ekmek yapmamak gerekiyormuş. Biz karışımımız ele yapışmamaya kendi içinde tutunmaya başladığı zaman unlamayı bıraktık. :)
Tepsimizi az yağlayıp karışımı serdik, ve üstü parlak olsun diye üzerinde biraz yağ gezdirip fırınladık.
Sanırım tüm bu malzemelerden ölçü verebileceğimiz bir tek hamsi var! Çünkü bize de kimse ölçü vermedi. Her kime sorduysak aldığımız tarif: "kılçıkları çıkar, evdeki yeşillikleri mısır ununu ekle iyice yoğur" oldu. :))
Pişmesine gelince verilen tarif sadece "pişir"di, o yüzden biz de üstü kızarana kadar "pişir"dik. :)

Dipitus lezzetus: Bence hamsili ekmeğin olmazsa olmazı yiyeceklerden salatalık. Pırasa, yeşil soğan, bolll yeşillik salatası da ayrıca nefis!
Ama en olmazsa olmazı kalabalık sofra! Bizi koca tepsimizle öksüz bırakmayan kıtalar atlayıp gelen süpersonik misafirlerimize de teşekkürü bir borç biliriz!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...