Pazar, Temmuz 21

biri sobaya portakal kabuğu mu koymuş?

söper hediyem nar mumluğumdan sonra nicedir aklımda olan portakal kabuğumdan mumluğu yapmaya cesaret edebildim bigün...
portakalları üstten kesip, kaşıkla yemek suretiyle boşalttım içini. tornavidayla deliklerini de açtıktan sona daha çabuk kurusun diye hemen koydum mumlarımı içine. mumlar yandıkça yaş kabuklardan çıkan kokuyla ben bi gençleştim, güzelleştim, ımmmmmhhhh!
diptekinin romantik halleri: soba üstüne portakal-mandalinalı bi çocuk olabildiğim ve bu kokuyla hop çocukuğuma dönebildiğim için ne şanslıyım yahu!
dipte hayalli not: bi mekanım olsa, bi kafem bi pansiyonum mesela, fırsat buldukça yaparım bunlardan. hem güzel, hem kokulu, hem de zamanda yolculuk yaptırabiliyo!
dipte süreli not: efenim kabuklar kurdukça küçülüyo. bi süre sonra o kadar küçülebiliyo ki, dışarı ışık vermesi zorlaşabilyor. o durumda eskiyi kullanmakta inat etmeyip yeni meyvelere yönelmekte fayda var, arz ederim.
dipte yönlendirme: daha basit bi kullan at modeli için: Reciclagem , Jardinagem e Decoração.

Cuma, Temmuz 19

"nar; pazarda meyve / evde dekor!"

ben çogg çoggg çogggggggzelllll hediyeler aldım bu sene! 
"peki anladık hepsi çoggzel tamam da bunun senin bloğunun içeriğiyle alakası ne hani nerde?" derseniz diye işte alakası burda!
çoggg sevgili arkadaşım bana elişli bi hediye hazırlamış, "nar seti!"
narları oyup, kurutup, cilalamış. 3 nardan birine Kalanchoe çiçeği ekmiş, birine delikler açıp içine mum koyarak mumluk yapmış, diğerini de takı kutusu olarak hazırlamış! Pegg peggg peggggzellerrrr!
dipte dualı not: ellerine kollarına sağlık, elişi hediye hazırlayanların bol ve hep yamacında olsun!

eski kazak=cici çanta

efenim uzuun aradan sonra merhabalar...
okuldu, işti, geziydi, kışlaydı, gazdı, suydu derken geçtim dişe dokunur bir elişi yapmayı, eskileri bile yazamadım. yazma işi de kafamda başlı başına bir iş olduğu için yapılmamış bir işin huzursuzluğuyla alttan alttan beni sürekli takip etti tabi ki... bunca gündemin, amansız açıklamaların arasında kafamdan bi yükü eksiltmeye karar verdim. kenarda bekleyen yazılmalıkları usul usul yazıcam. ilki çok sevdiğim eski bi kazağımın çok sevdiğim yeni çantama dönüşmünün hikayesi. 
hani vardırya hepimizin dolabında atmaya kıyamadığı ama artık giydiğinde abuk sabuk bi hal alan kıyafetleri, benim kazakçığım da işte bunlardandı. Atölye Ra 'nın sayfasında ve internette bi kaç yerde gördükten sonra pek sevgili kazağımı bu uğurda denek olarak kullanmaya karar verdim. 
bi sabahın köründe evde daha kimseler uyanmadan yaramaz çocuklar gibi ses çıkarmadan kestim kazağımı...
sonra artan parçalardan çiçekler yapmaca, yine sessizce...
sonra parçaları birleştirmece. bu arada ev ahalisi hafiften uyanmaya başladı tabii. yatağının üstünde dikiş diken her tarafı yün artıklarına bürümüş yaramaz biraz suç üstü yakalanmış olsa da, yaptığı işe olan hevesi kendisinin kalaylanmasını engelledi çok şükür ;)
dipte genişlemeli not: kazak esnek bir materyal olduğu içün içi dolduruldukça genişlemekte ve kullanıcısını memnun etmektedir efenim!
dipte yaramazlıklı not: efenim internetteki örneklerde kazaklar sıcak suda yıkamak gibi suretlerle daha sökülmez bir materyal haline getirilmiş, ancak ben sabah yaramazlığıyla yaptığım içün kenarlarını içeei kıvırmak suretiyle dikip sağlamlaştırdım çantanın akibetini.
dipte astarlı not: içe kıvırmanın yarattığı hafif görüntü kirliliğinden anneme bahsettiğimde kolay çözümcü ve maharetli bi insan olan annem "ben onu astarlarım sana" dedi hemen. nası da bulmuşsa aynı renk astarı bi güzel de dikmiş. astarı da içerde büyükçe tutmuş ki yükle kazak genişlemek istediğinde astar durdurmasın!
dipte direnen not: ağaç güzel şeydir be! bi bakmışsın gölgesine bissürü dost toplanmış, tanımadıkların gölgede arkadaşın olmuş, sana bissürü şey öğretmiş... velhasılı kelam, yazmaya da ağaç altında oturmaya da devam...

Salı, Mayıs 21

bebe hatun / kopyacılarda inecek varrrrrr!

aplamın tatil dönüşü bozcaada'dan tatil ganimeti olarak getirdiği bebek o kadar güzel o kadar güzeldi ki dayanamadım kopyaladım. adını da bebe hatun taktım!
1 büyük 4 küçük boncuk ve 4 farklı renkte artık kumaşlar işi görüyor. Büyük boncuğun etrafına kumaş bağlanıp altından düğümleniyor, kollar ve göğüsler için de dikdörtgenimsi kumaşlarla aynı şekilde boncuklar sarılıyor. sonra hepsi biraraya getiriliyor, baş örtüsü de eklendikten sonra kol ve gögüslerin altından düğümleniyor ve bebe hatun hazır!
dipte zaman ölçekli ve de kıssadan hisseli not: bebe hatun sanırım eylül ayından beri son haline ulaşmak, sonunda ne olacağına karar vermek için bekliyor, ne olmak istediğini henüz bilmiyor. bozcadada'dan gelen anahtarlık bebecik de zincirlerini koparıp anahtarlıktan sıyrıldığı içün öylee aylak aylak geziyorlar beraber. bu zamane kızları da hep böle anam, bi türlü karar veremiyorlar ne olacaklarına... ( imza: kendi kararsızlığını saklamak için klişelere sığınıp suçu bebelere atan blogcu.)

Pazartesi, Nisan 29

seni başıma taç ederim!

oy dügümeli dügümelilerimi yaptıktan sonra baktım benim hayalimdeki işin mevcut koşulllarımla tamamlanabilmesi çok uzun sürecek, ben de hayal kırıklığına çok uğramayayım diye küçük bi ürünle kendimi oyalamaya karar verdim. çiçenklerii aldım taça çevirdim!
malzemelerimiz: dügümeli çiçek, taç, bi parça keçe:
tanesi 1 tele den aldığım plastik taçlara çiçenklerimi sıcak silikonla yapıştırdım
 alttan keçeyle hem sağlalaştırma hem de kafayı acıtmaması için yumuşatma yaptım.
  ta da :
dipte beklemeli not: dügümelim hala yapıjjamm diye bağırırım işlerim kategorisinde tabi, beni bekleyiniz anacım!

oy dügümeli dügümeli!

bazen o kadar çok elişi sayfası kurcalıyorum ki... her beğendiğimi not da almıyorum haliyle, defterler yetmez... sonra aklımda kalanlarından birini yapıyorum ama aradan vakit de geçince neyi nerde gördüğümü unutuyorum. sevgili " oy dügümeli dügümeli" lerim için de aynı şey söz konusu. ben bunları bi yerde gördüm çok beğenip yapmaya başladım. kendileri yapıjjamm diye bağırırım el işlerimden. en sonunda ne olacaklarını sölemem süprüz!  neyse..."hadi bitiremedin de üzerine yük yapma bari, yapılışını paylaş" dedim kendi kendime önce , sonra " e orjinalini de ekleyeyim, ayıptır" dedim ama ara tara, nerde gördüğümü bulamadım. bulur bulmaz sezarın hakkını sezara vericiim tabi ki!
 
   yapılışı çoonnk basit. cd yardımıyla kumaşı kes, ortadan ikiye katla:
teğelle:
 büz:
birleştir:
 birleştir:

 dügümele: 
ta daa;
dipte püf: annenizin, babanızın, babanenizin-ananenizin, dedenizin zulalarını patlatınız efenim, oralarda bol bol artık kumaş, düğme bulabilirsiniz. ben denedim, yüzdeyüz çalışıyor!

..şakacıktan demet..

hani ben bi ara bi kıskandırma çiçeği çiçeği yapmıştım ya açmayan çiçeklerimi kandırayım diye, heh işte, aslında o çiçeklerin asıl hedefi Çatı Katı bloğunda gördüğümdü üstü süslü dallardan olmak idi. 
belediyenin "istanbuldaki ağaçları budama" adı altında yaptığı "ağaçları gudiğe çevirme operasyonu" sayesinde de dalları bulurken hiç zorlanmadım. mahallemdeki artık birer ağaç olmayan ve yaklaşık 1-2 yıl daha olmayacak olan gudiklerin yolda-izdeki artıklarını topladım.
 biraz temizleyip budadım, kullanıma hazır hale getirdim.

eeeeepey bi zaman önce renkli kartonlardan yaptığım çiçenklerimi sıcak silikonla dallarıma yapıştırdım.
renklerinin zıtlığı pek hoşuma gittiği içün turuncu ve mor çiçenkleri birarada kullandım.aslında annemin te te bu vazoları içün yapılan şakacıktan demetimi henüz fırınlanma şerefine nail olamamış seramik vazolarımdan birinde bi süreliğine misafir edip sonra akçapakçama annemlerle yolladım. işte bitmiş halleriiii:
dipte zamanlı not: şimdi bi baktım da şakacıktan demetim ocak ayında bitmiş aslında. kartonların rengi solmaya başlamış bile olabilir artık :))
dipte toplayıcı not: ben dalları toplarken beni gören bi teyzenin içsel refleksle atılışı görülmeye değerdi. ne için topluyor olduğumu merak etti, kıymetli bişise kendi de toplamak istedi. ama sadece dal topluyor olduğum için bi kaç git-gelden sonra sessizce yoluna devam etmeyi daha uygun buldu :) yani  toplayıcı toplumuz vesselam, biçoğumuzun içinde bulunan köy ahalisi şeherde yaşamaktan ötürü toplayıcı genlerini bastırmaktan haylice yorulmuş durumda! 
dipte "gizli toplayıcı"ya not: içinizdeki köylüyü salınız anacım, doğa interaktif iletişimi, almayı vermeyi sever! hadi çiçek yok anladık da, boşa duran üzerinde mancar (kara lahana) ekili olmayan toprak, dağ-bayır sizin canınızı sıkmıyor mu?

Salı, Şubat 26

kendini maket sanan şizofren sepet, diğer bir tanımla kendini sepetçi sanan maketçi!

yenilen pehlivan güreşe doymazmış ya, benim ki de işte tam o hesap...bi önceki sepet göbekli olunca, alttan bana çaktırmadan çalışmalarına devam eden maketçi mimar beynim beni buralara sürükledi. 
neymişşşş, bi yapının ilk strüktürü oturtulmalıymış ki, içine yerleşince pörtlemesin. tabi tabi bu mimarcası değil acemi hobicicesi :))
hal böyle olunca bu sefer iskeletten başladım sepete. önce ana kalıbı ve ana şeritleri yapıp, araları sonradan doldurdum. yardımcı olsun ve ölçekten kaçmamı engellesin diye de sık sık ikeya çekmece içi kutumu sepetin içine yerleştirip düzenledim.
 sonra kenarlardan başlayıp sepetciği dolguladım.
her tarafı tamam olunca yine katlanmış bi gazeteyle kenarları yamaladım. ama olay şu ki o halinin fotosunu çekmeyi unutmuşum. idare edin anacım..
dipte karalamalı not: e malum gazete haberleri her zaman neşeli değil ve bu çalışmalarda şansa bazen koca koca paragraflar okunur halde, yüzeyde olabiliyor ya da dikkat çekici başlıklar. hiç çekinmedim, beğenmediğim haberleri ince ince karaladım!
dipte ince not: bi önceki sepeti tam bir yapraktan yapıp zorlandığımı söylemiştim ya, heh, bu sepette aynı bi tam yaprağı dörde bölüp katlama usülüyle elde ettim şeritcikleri. o yüzden daha inceler. bi önceki kadar sağlam değil haliyle. ama strüktürü sağlam olduğundan pek sorun yaratmıyor. ilk fırsatta yağlı boyayla boyayıp sağlamlaştırmayı planlıyorum, beni bekleyiniz anacımm..

sepet havası

hediye negzeldir di mi? sadece almak değil, vermek de! hele hele de el işi hediyeler.. bu ilk sepetcik denemem de hediye olarak, her ilmikte beğenilmesi umularak yapıldı, ve sanırım da amacına ulaştı :) sahibi tarafından özenle kullanılıyor.
ilk denemem olduğu için biraz fazla uğraştırdığını itiraf etmeliyim, ama göründüğünden kesinlikle daha kolay bi iş. biraz el oyalayıcı o kadar. önce gazetenin bi tam sayfasını ince bi şiş yardımıyla rulolayıp tutkalla açılabilecek olan kenarlarını sabitledim. sonra bu ruloları ezip yassılaştırdım. ölçüp-biçip-dizip örmeye  başladım sonra da.
tabanı bitirince şeritleri yularıya kıvırıp örmeye devam ettim. gerekli yerlere yeni şeritlerle ekler yaptım. kapak olacak kısım haricindeki fazlalıkları kesip içe kıvırarak sakladım.
kapağı örmeye devam ettim.  tabi herhangi bi iskelet sistemi kurmadığım için sepetcik yer yer göbekler yaptı tabi ama o kadar kusur kadı kızında oluyosa benim sepetimde haydi haydi olur :)
kapak da tamamlanınca, daha düzgün görünmesi için katlanmış bi gazeteyle kenarları  kaplayıp sepetciği cilaladım ve ta daaa;
dipte sağlam not: gazetenin tam sayfasını yani 2 yaprak bütün halini kullandığım için hayyli sağlam bi sepet oldu, hani içinde tuğla taşınır o derece, ama bu örmesini zorlaştırdı itiraf etmeliyim.
dipte keyifli not: sepetcik cici evinde çok mutlu ve huzurlu, afferim yeni sahibisi! :)
dipte vaat: ilk fırsatta doğal ortamındaki keyifli halini fotolar eklerim.
dipte temenni: güle güle güzel günlerde kullanılsın!

Cuma, Şubat 1

okuyom ben ya!

senelerdir ağlaşırım; "yükseğe başlayamadım, yükseğe başlayamadım"... sonunda başladım, hemi de kendi okulumda! başıma gelcekleri biliyodum da, yine de daha umutluydum, malum insan umutsuz yaşayamaz. okuldaki inşaat-ımsı- faaliyetler yüzünden geç açılan okulumda sıkıştırılmış kompakt bir eğitime tabi tutulduk. iş-okul-ev üçgenime başlarda ispanyolca kursu da dahildi. insanın hayatı gözünün önünden sadece son anlarında film şeridi gibi geçmezmiş efenim, onu öğrendim. şu üç ayım bildiğin gözümün önünden akarak geçti! at gibi koştum diyerek kendime bu sıfatı yakıştırmakta da bi sakınca görmüyorum, çünkülüm tam anlamıyla öyleydi.
amaaa bu arada blogsal işlerimden tam anlamıyla vazgeçmedim, vazgeçemedim. fırsat bulduğum aralıklarda bişiler yapmak için çabaladım, elişlerim kafamın en bi şekerli sığınağı! o kadar çok yazcak biriktirmişim ki, hangisinden başlasam bilemedim. düşündüm düşündüm, dün tümm teslimlerimi yapıp okulun ilk dönemini tamamladığım için kendimi kutlama maksadıyla yaptığım panda kurabiyeleri paylaşmaya karar verdim.
kurabiyeleri önce Atölye Ra ' nın sayfasında te şu aşaadaki fotolarda gördüm, görürü görmez içime bi yangın düştü de, proje teslimim vardı, kendimi oyaladım! "sakin ol gamze, kurabiyelerin resmi orda, mutpakta malzemelerin bol, sadece biraz bekliyceksin!"
bekledim ve teslimlerimin son bulduğu ilk günde kendimi mutfağa kapattım!
fotoğrafa bakıp, çeşitli çıkarımlarla yaptım kurabiyelerimi tabi annemin 2 renkli bisküvi tarifini kullanarak; 250 gr pudra şekeriyle 250gr sanayağı iyice yoğur, içine 2 yumurta kır, hepsini iyice karıştır, kabartma tozunu 500 gr una( ki ben göz kararı kattım, kim nası ölçsün şimdi unu?) karıştır, yumurta şeker yağ karışıma ekleyip, bi tutam tuz ve vanilyayı da ekle güzelce yoğur, 3 parçaya böl,  ve eğlence başlasın!!!
ve tabi ki ben bu kurabiyelerdeki gibi gıda boyası kullanmadım, kimyasallara karşı bi insanım. göz ve kulaklarının siyahını hamurlardan birine kakao katarak elde ettim. beyaz zaten hazırda. pembesini elde etmek çok eğlenceliydi. bir küçük pancarın yarısını küçük bi cezvede pancarın rengi suya iyice geçene kadar haşladım, soğuduktan sonra bu suyu bi hamur parçasına ekleyip iyie yoğurdum.. sonra yukardaki fotoya göre birleştirip, kestim. her kestiğim parçada ayrı kikirdedim itiraf ediyorum. hele hele de bi gözü yukarda bi gözü aşaada sarhoş pandalar çıktıkça! çikolata sosum ve uygun aparatlarım olmadığı için burun ve ağzını da kakolu hamurdan yapıp pişirmeden ekledim, sosum olsaydu sonradan eklemek lazımdı.


çabucacık piştiler, insan yemeye kıyamaz diye bi an düşündümse de sona tüm bu düşünceleri uzay boşluğuna salıverdim. nam nam nam! apiyet olsun!
dipte püfüdük not: pancarın tadı hiç bi biçimde hamura geçmiyor, pembe sevenlere müjde olsun!
dipte deneyimler: peki içime sinmeyen detaylar olmadı mı? tabi ki oldu, sona bu sabah şöle bi araşrdım ki meğersem youtube da videosu varmış, keşkem önceden izleseymişim, tabi ki ilk fırsatta tekrar deniycem;
*hamurlar birleştirilirken aralarına süt-su karışımı sürülmeliymiş ki benimkilerin ayrıldığı gibi pişerken birbirlerinden ayrılmasınlar.
*hamur buzdolabında 4 saat ya da dondurucuda 45 takka beklemeliymiş ki düzgünce kesilebilsin.
dipte müjdeli not: poroceden b almışım! he b ne derseniz bi fikrim yok, bu yeni harfli sisteme alışamadım, a,b,c,d ve f harflerinin notlar olduğunu düşünürsek fena bişi olmasa gerek :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...