Pazartesi, Nisan 29

oy dügümeli dügümeli!

bazen o kadar çok elişi sayfası kurcalıyorum ki... her beğendiğimi not da almıyorum haliyle, defterler yetmez... sonra aklımda kalanlarından birini yapıyorum ama aradan vakit de geçince neyi nerde gördüğümü unutuyorum. sevgili " oy dügümeli dügümeli" lerim için de aynı şey söz konusu. ben bunları bi yerde gördüm çok beğenip yapmaya başladım. kendileri yapıjjamm diye bağırırım el işlerimden. en sonunda ne olacaklarını sölemem süprüz!  neyse..."hadi bitiremedin de üzerine yük yapma bari, yapılışını paylaş" dedim kendi kendime önce , sonra " e orjinalini de ekleyeyim, ayıptır" dedim ama ara tara, nerde gördüğümü bulamadım. bulur bulmaz sezarın hakkını sezara vericiim tabi ki!
 
   yapılışı çoonnk basit. cd yardımıyla kumaşı kes, ortadan ikiye katla:
teğelle:
 büz:
birleştir:
 birleştir:

 dügümele: 
ta daa;
dipte püf: annenizin, babanızın, babanenizin-ananenizin, dedenizin zulalarını patlatınız efenim, oralarda bol bol artık kumaş, düğme bulabilirsiniz. ben denedim, yüzdeyüz çalışıyor!

..şakacıktan demet..

hani ben bi ara bi kıskandırma çiçeği çiçeği yapmıştım ya açmayan çiçeklerimi kandırayım diye, heh işte, aslında o çiçeklerin asıl hedefi Çatı Katı bloğunda gördüğümdü üstü süslü dallardan olmak idi. 
belediyenin "istanbuldaki ağaçları budama" adı altında yaptığı "ağaçları gudiğe çevirme operasyonu" sayesinde de dalları bulurken hiç zorlanmadım. mahallemdeki artık birer ağaç olmayan ve yaklaşık 1-2 yıl daha olmayacak olan gudiklerin yolda-izdeki artıklarını topladım.
 biraz temizleyip budadım, kullanıma hazır hale getirdim.

eeeeepey bi zaman önce renkli kartonlardan yaptığım çiçenklerimi sıcak silikonla dallarıma yapıştırdım.
renklerinin zıtlığı pek hoşuma gittiği içün turuncu ve mor çiçenkleri birarada kullandım.aslında annemin te te bu vazoları içün yapılan şakacıktan demetimi henüz fırınlanma şerefine nail olamamış seramik vazolarımdan birinde bi süreliğine misafir edip sonra akçapakçama annemlerle yolladım. işte bitmiş halleriiii:
dipte zamanlı not: şimdi bi baktım da şakacıktan demetim ocak ayında bitmiş aslında. kartonların rengi solmaya başlamış bile olabilir artık :))
dipte toplayıcı not: ben dalları toplarken beni gören bi teyzenin içsel refleksle atılışı görülmeye değerdi. ne için topluyor olduğumu merak etti, kıymetli bişise kendi de toplamak istedi. ama sadece dal topluyor olduğum için bi kaç git-gelden sonra sessizce yoluna devam etmeyi daha uygun buldu :) yani  toplayıcı toplumuz vesselam, biçoğumuzun içinde bulunan köy ahalisi şeherde yaşamaktan ötürü toplayıcı genlerini bastırmaktan haylice yorulmuş durumda! 
dipte "gizli toplayıcı"ya not: içinizdeki köylüyü salınız anacım, doğa interaktif iletişimi, almayı vermeyi sever! hadi çiçek yok anladık da, boşa duran üzerinde mancar (kara lahana) ekili olmayan toprak, dağ-bayır sizin canınızı sıkmıyor mu?

Salı, Şubat 26

kendini maket sanan şizofren sepet, diğer bir tanımla kendini sepetçi sanan maketçi!

yenilen pehlivan güreşe doymazmış ya, benim ki de işte tam o hesap...bi önceki sepet göbekli olunca, alttan bana çaktırmadan çalışmalarına devam eden maketçi mimar beynim beni buralara sürükledi. 
neymişşşş, bi yapının ilk strüktürü oturtulmalıymış ki, içine yerleşince pörtlemesin. tabi tabi bu mimarcası değil acemi hobicicesi :))
hal böyle olunca bu sefer iskeletten başladım sepete. önce ana kalıbı ve ana şeritleri yapıp, araları sonradan doldurdum. yardımcı olsun ve ölçekten kaçmamı engellesin diye de sık sık ikeya çekmece içi kutumu sepetin içine yerleştirip düzenledim.
 sonra kenarlardan başlayıp sepetciği dolguladım.
her tarafı tamam olunca yine katlanmış bi gazeteyle kenarları yamaladım. ama olay şu ki o halinin fotosunu çekmeyi unutmuşum. idare edin anacım..
dipte karalamalı not: e malum gazete haberleri her zaman neşeli değil ve bu çalışmalarda şansa bazen koca koca paragraflar okunur halde, yüzeyde olabiliyor ya da dikkat çekici başlıklar. hiç çekinmedim, beğenmediğim haberleri ince ince karaladım!
dipte ince not: bi önceki sepeti tam bir yapraktan yapıp zorlandığımı söylemiştim ya, heh, bu sepette aynı bi tam yaprağı dörde bölüp katlama usülüyle elde ettim şeritcikleri. o yüzden daha inceler. bi önceki kadar sağlam değil haliyle. ama strüktürü sağlam olduğundan pek sorun yaratmıyor. ilk fırsatta yağlı boyayla boyayıp sağlamlaştırmayı planlıyorum, beni bekleyiniz anacımm..

sepet havası

hediye negzeldir di mi? sadece almak değil, vermek de! hele hele de el işi hediyeler.. bu ilk sepetcik denemem de hediye olarak, her ilmikte beğenilmesi umularak yapıldı, ve sanırım da amacına ulaştı :) sahibi tarafından özenle kullanılıyor.
ilk denemem olduğu için biraz fazla uğraştırdığını itiraf etmeliyim, ama göründüğünden kesinlikle daha kolay bi iş. biraz el oyalayıcı o kadar. önce gazetenin bi tam sayfasını ince bi şiş yardımıyla rulolayıp tutkalla açılabilecek olan kenarlarını sabitledim. sonra bu ruloları ezip yassılaştırdım. ölçüp-biçip-dizip örmeye  başladım sonra da.
tabanı bitirince şeritleri yularıya kıvırıp örmeye devam ettim. gerekli yerlere yeni şeritlerle ekler yaptım. kapak olacak kısım haricindeki fazlalıkları kesip içe kıvırarak sakladım.
kapağı örmeye devam ettim.  tabi herhangi bi iskelet sistemi kurmadığım için sepetcik yer yer göbekler yaptı tabi ama o kadar kusur kadı kızında oluyosa benim sepetimde haydi haydi olur :)
kapak da tamamlanınca, daha düzgün görünmesi için katlanmış bi gazeteyle kenarları  kaplayıp sepetciği cilaladım ve ta daaa;
dipte sağlam not: gazetenin tam sayfasını yani 2 yaprak bütün halini kullandığım için hayyli sağlam bi sepet oldu, hani içinde tuğla taşınır o derece, ama bu örmesini zorlaştırdı itiraf etmeliyim.
dipte keyifli not: sepetcik cici evinde çok mutlu ve huzurlu, afferim yeni sahibisi! :)
dipte vaat: ilk fırsatta doğal ortamındaki keyifli halini fotolar eklerim.
dipte temenni: güle güle güzel günlerde kullanılsın!

Cuma, Şubat 1

okuyom ben ya!

senelerdir ağlaşırım; "yükseğe başlayamadım, yükseğe başlayamadım"... sonunda başladım, hemi de kendi okulumda! başıma gelcekleri biliyodum da, yine de daha umutluydum, malum insan umutsuz yaşayamaz. okuldaki inşaat-ımsı- faaliyetler yüzünden geç açılan okulumda sıkıştırılmış kompakt bir eğitime tabi tutulduk. iş-okul-ev üçgenime başlarda ispanyolca kursu da dahildi. insanın hayatı gözünün önünden sadece son anlarında film şeridi gibi geçmezmiş efenim, onu öğrendim. şu üç ayım bildiğin gözümün önünden akarak geçti! at gibi koştum diyerek kendime bu sıfatı yakıştırmakta da bi sakınca görmüyorum, çünkülüm tam anlamıyla öyleydi.
amaaa bu arada blogsal işlerimden tam anlamıyla vazgeçmedim, vazgeçemedim. fırsat bulduğum aralıklarda bişiler yapmak için çabaladım, elişlerim kafamın en bi şekerli sığınağı! o kadar çok yazcak biriktirmişim ki, hangisinden başlasam bilemedim. düşündüm düşündüm, dün tümm teslimlerimi yapıp okulun ilk dönemini tamamladığım için kendimi kutlama maksadıyla yaptığım panda kurabiyeleri paylaşmaya karar verdim.
kurabiyeleri önce Atölye Ra ' nın sayfasında te şu aşaadaki fotolarda gördüm, görürü görmez içime bi yangın düştü de, proje teslimim vardı, kendimi oyaladım! "sakin ol gamze, kurabiyelerin resmi orda, mutpakta malzemelerin bol, sadece biraz bekliyceksin!"
bekledim ve teslimlerimin son bulduğu ilk günde kendimi mutfağa kapattım!
fotoğrafa bakıp, çeşitli çıkarımlarla yaptım kurabiyelerimi tabi annemin 2 renkli bisküvi tarifini kullanarak; 250 gr pudra şekeriyle 250gr sanayağı iyice yoğur, içine 2 yumurta kır, hepsini iyice karıştır, kabartma tozunu 500 gr una( ki ben göz kararı kattım, kim nası ölçsün şimdi unu?) karıştır, yumurta şeker yağ karışıma ekleyip, bi tutam tuz ve vanilyayı da ekle güzelce yoğur, 3 parçaya böl,  ve eğlence başlasın!!!
ve tabi ki ben bu kurabiyelerdeki gibi gıda boyası kullanmadım, kimyasallara karşı bi insanım. göz ve kulaklarının siyahını hamurlardan birine kakao katarak elde ettim. beyaz zaten hazırda. pembesini elde etmek çok eğlenceliydi. bir küçük pancarın yarısını küçük bi cezvede pancarın rengi suya iyice geçene kadar haşladım, soğuduktan sonra bu suyu bi hamur parçasına ekleyip iyie yoğurdum.. sonra yukardaki fotoya göre birleştirip, kestim. her kestiğim parçada ayrı kikirdedim itiraf ediyorum. hele hele de bi gözü yukarda bi gözü aşaada sarhoş pandalar çıktıkça! çikolata sosum ve uygun aparatlarım olmadığı için burun ve ağzını da kakolu hamurdan yapıp pişirmeden ekledim, sosum olsaydu sonradan eklemek lazımdı.


çabucacık piştiler, insan yemeye kıyamaz diye bi an düşündümse de sona tüm bu düşünceleri uzay boşluğuna salıverdim. nam nam nam! apiyet olsun!
dipte püfüdük not: pancarın tadı hiç bi biçimde hamura geçmiyor, pembe sevenlere müjde olsun!
dipte deneyimler: peki içime sinmeyen detaylar olmadı mı? tabi ki oldu, sona bu sabah şöle bi araşrdım ki meğersem youtube da videosu varmış, keşkem önceden izleseymişim, tabi ki ilk fırsatta tekrar deniycem;
*hamurlar birleştirilirken aralarına süt-su karışımı sürülmeliymiş ki benimkilerin ayrıldığı gibi pişerken birbirlerinden ayrılmasınlar.
*hamur buzdolabında 4 saat ya da dondurucuda 45 takka beklemeliymiş ki düzgünce kesilebilsin.
dipte müjdeli not: poroceden b almışım! he b ne derseniz bi fikrim yok, bu yeni harfli sisteme alışamadım, a,b,c,d ve f harflerinin notlar olduğunu düşünürsek fena bişi olmasa gerek :))

Çarşamba, Ekim 31

çiçeklerle mimikleyelim!

üzgün çiçek surat
 şaşkın çiçek surat
 sinirden gözü dönmüş çiçek surat
kafası karışık çiçek surat
"kızıyorum haaa" çiçek surat

Salı, Ekim 30

açmayan çiçekleri kıskandırsak açarlar mı?

Açmayan çiçekleri tehdit etmenin onları açtırmak için çok iyi bir yol olduğunu hem kendi tecrübelerimden hem de okuduklarımdan biliyorum. Begonvilimi ne zaman budamayla tehdit etsem üzerinde tomurcuklar görürüm!
Peki, ya çiçeklerin tepesine yalancıktan çiçekten korkuluklar diksek? Peki peki, ya nası diksek? 
Şöle ki önce kartonlarımızı 10-15 cm arası kenar uzunluğunda karemsiler kesip, bu karemsileri de içe doğru helezonlayıp kesiyoruz.
Sonra kesim yerlerinin iç kısmına tutkallayıp, kartonu kendi etrafında döndürerek yapıştırıp çiçeğimizi hazırlıyoruz.
 
 Sonra bu çiçeğin altına bi yuvarlak ızgara çöpünü yapıştırıp, gene güzel görünsün diye ojeyle boyuyoruz.
Cazibesini artırsın diye içine başka bi renkten göbek yapıp, kendini çiçek sanma şizofrenisini pekiştirsin diye de yalancıktan yaprağı da taktık mı tamamdır! ta daa:
dipte itiraflı not: aslında çiçeğin çiçek açmasını tetiklemesinden öte benim göz zevkime hizmet ettiğini ve "ben yaptım, ben yaptım!" nidalarımı pekiştirdiğini söylemeliyim!
dipte kederli not: çiçeğin çiçek açmaması değil de zavallı arıcığın üzerinde besleneceği özler araması aldı beni benden! ama "ne kadan güzel renkler seçmişim arıyı bilem cezbettim!" diyen egomu engelleyemedi karaktersiz kederim! :)

çiçekler yalnızlık sevmezler!

Sanıyormusunuz ki koca koca tarlaların başına korkulukları ürünleri sadece kuşu böceği kovsun diye koyarlar? Hem kuştan böcekten öyle düşman mı olurmuş? O korkuluklar çiçeklere, ekinlere yarenlik, ahbaplık etsinler diyeler asıl!
Bu eli balonlu arkadaşlar, biz fırsatını bulup da sohbet edemediğimizde çiçekçiklerle sohbet etsin, ayakta dikilmekten yorulanlara destek olsun, hasbıhal edip, neşe versin diye saksılarında beklemekteler.
Aslında mısır-insanlar başka bir elişinin parçasılar, benim hep aklımın bi kenarında tuttuğum ama bi türlü fırsat bulup da bitiremediğim "yapıjjamm diye bağırırım" işlerimden birinin öğrenme aşamasında, paylaşma isteğine karşı gelinemeyip, çiçeklerini çok seven arkadaşıma hediyelik olarak yapıldılar. 
Bi hevesle çabucacık yapıldıklarından yapım fotoğrafları yok o yüzden.Bu fotoğraflar da aslında o mısır-insanların sarkıt / sineklik olacak haline aitler ama yapım aşaması birinin ipli, diğerinin ızgara çubuklu olması haricinde aynı.
Mısır-insanın olmasını istenilen boyuta göre -ki benimkiler yaklaşık 15 ve 20 cm'lik tellerdi- kesiliyor, üst kısım önce daire şeklinde bükülüp, kısa tellerden kollar uzun tellerden de vücut ve bacaklar oluşturularak iskelet tamamlanıyor. Sonra mısır yapraklarının yumuşakcana olanları seçilip, 0,5-1 cm aralığında uzun şeritlere bölünüyor ve sıcak silikonla yapıştra yapıştıra iskeletin üzeri kaplanıyor.
Korkuluk halini yaparken de, ızgara çubukları kaplama sırasında sıcak silikonla yapıştırılıp, mısır yapraklarıyla birleşim yeri saklanarak korkuluklara iliştiriliyor. Benim onları yaparkenki neşemi de yansıtsınlar diye 10 sene kadar önce bi hevesle alıp kolye yaptığım boncuklarımdan geriye kalanlarını balonmuş gibi tutuşturdum korkuluklarımın ellerine. He bi de belki çubukların üzerini hem daha güzel görünsün hem de belki çürümeden korur umuduyla ojeyle boyadım tabii :)
dipte süslü not: şimdi biz kolye takınca pek yakışıyo ya, heh işte çiçeklere de korkuluk o kadar çok, o kadar çok yakışıyo!
dipte şarkılı, türkülü not: ne demiş sezen apla, en bi güzel şarkılarını yaptığı eski zamanların birinde "Yalnızlık Allah'a mahsus!"

Perşembe, Temmuz 26

"acelen varsa ne işin var datça'da?"


Ablamın hep anlattığı bi dantel hikayesi vardır, benim muhtemelen "aa bu annem bu da babam olsa gerek" modunda takıldığım, ablamın da bebeklikten çocukluğa geçtiği zamanlara dair. Halihazırda 1 ay evvelini kati surette hatırlayamayan ben, tabi ki bu hikayeyi de hatırlamıyorum ve kati surette hiçbir şeyi unutmayan ablam aralıklarla her anlattığında bi öncekini unuttuğum için yeniden şaşırıyorum. 
Eline tığ almasının mucize sayıldığı miniminicik bir bebedir kendisi, ama o tutmuş dantelden bi örtü yapmıştır! Aynı anda hem şaşkınlık hem de sevinçle karşılanan dünyaya henüz yeni gelmiş örtücük, bi göbeklerinin mutlak surette bi şamana dayandığına inandığımız babanem ve kız kardeşlerinin elinde bulur bi anda kendini! Bakmak için değil tabi ki! Mini mini elleriyle ördüğü dantelin, nazarlara gelmesin diye, dualarla o dönem her evde bulunan demir bir soba küreği içinde yakılıp, evin dört bi köşesinde dumanının gezdirilmesini doğal olarak anlamayan, şaşkın bakışlarla izler mini mini ablam! 
E tabi ki o sıra kendine "acaba suç mu işledim de yakıyorlar?" sorusunu soran bu kadar körpe bi zihin "hadi getirin tığımla ipimi, yenisine başlıyorum!" dememiştir! Eli biraz ürkmüş ama içindeki tığ ve dikiş iğnesi aşkı körelmeyip galip gelmiş ve bu aşk elişi seven çocuk yazımdan hatırlanabileceği üzere abla tarafından kardeşe de bulaştırılmıştır.
Bu sebeptendir ki ablam her türlü elişini canı istemiyorsa reddedebilir ama bu acaip anısına rağmen içinde dikiş iğnesi ve tığ olan bir işi kolay kolay reddedemez!
  
Yıllık iznin bi haftasını akçapakçasında geçirecek olan bu blogçu "fırsat bu fırsat yeni yeni neler yapsam ki?" diye kıvranırken, balkonun perdesi açık kaldıkça salonun karşı apartmanın balkonundakilerce boydan boya görülmesinden hazzetmeyen blogçunun aplası bi fikir ortaya atar: "buraya sineklik alalım!"  Aplasının tığ ve dikiş iğnesi zaafını bilen ve aralıklarla aplanın bu zaafını kullanan blogçunun aradığı fikir ayağına gelmiştir; "hadi buraya datça oyalarından biz sineklik yapalım!" Sene boyunca deli yoğun temposu nedeniyle hacamat olmuş apla tabi ki kabul eder tığla oynayıp rahatlama fırsatını!
İlham kaynağı aslında datça'nın sokaklarında datçalı kadınların yapıp, fotodaki gibi segilere asıp sattığı datça oyasıdır ve aklında o oyayı yapma isteğinin olduğundan ablası sineklikten bahsedene kadar blogçunun da haberi yoktur!
Önce annenin senelerdir "yapıcam" diye diye sakladığı kırkyama kumaşlarından kumaşlar seçilir ve yaklaşık 3.5x3.5 boyutlarında kare kumaşlar kesilir. Annenin el işlerinde kullandığı boncukları da hemen ortaya serilir! Yoğun ısrar ve yalvarışlarla anne de çeteye dahil edilir, balkonda akçapakçanın tatlı esintisinde çaylar yudumlanarak başlanır! Tabi süper aklına güvenen blogçu elindeki mevcut örneğe bakmadan başlayıp çetenin diğer üyelerini de yanlış yönlendirdiği için yaklaşık 150 kadar oya yanlış yapılır ama farkedilince "arada kaybolur yaa" denilerek doğru hali yapılmaya devam edilir!
İşte doğrusu budur:
  
Hazırladıkları oyaların sayısı yaklaşık 450'ye ulaşan çete "vakit bu vakittir vre bacılar, davranın tığlarınıza!" der ve oyaları ipe dizmeye geçerler! Blogçunun oyalara güveni o kadar tamdır ki, her elişinde aklında olan "ben bi canavar mı yaratıyorum?" kaygısı yoktur bile! Ama bu blogçu ve ablasının her biten salkımı perdeye iğneleyip, evdekileri ve eve misafirliğe gelen ahaliyi "nasıl oldu?" sorularına boğmasına tabiki engel değildir!
Oya salkımları artık birlik olmaya başladığında evden sevinç kikirdemeleri ve de fotoğraf makiası kliklemeleri yükselir!
 
İlk başta salkımların neyle asılacağına kafa yorulur, hatta bi ahşap babaya zımparalatılıp boyatılır ama tam "darbeli matkabı da nerden bulucaz şimdi?" soruları sorulurken blogçunun aplası ve annesi tarafından beyin fırtınası yapılarak, blogçunun babasının balık odasındaki storun plastiğinin aşırılıp kullanılmasına karar verilir. Darbeli matkap aramaktan kurtulan, odasındaki perdeyi de hiç umursamayan blogçunun babası yapılan işi beğenmiş olmasının da katkısıyla hemencecik takar mekanizmayı kapının üstüne!
Tabi bu arada salkımların üretim işi de tüm hızıyla devam etmektedir. kızlarının pürtelaş ellerinde tığlarla, dikiş iğneleriyle işlediklerini gören anne "benim kızlarım bulgurluya gelin gitcekler, benim kızlarım bulgurluya gelin gitcekler" diye diye kikirdeyerek dolaşır ve elleri oyadan başka iş tutamayan kızlarını besler! Ve sonunda 750 civarı oyayla tamamlanan datça oyalı sineklik biter! Kızçeler erer muradına, anneyle baba çıkar kerevetine...
dipte itiraf: hani o "arada kaybolur yaa" denilerek yapılan yanlış oyalar vardı ya, heh salkımlar bitti onlar bitmedi iyi mi! :))

dipte püf: biz evdeki artık kumaşları kullandık ama annemin tespiti üzerine kesilince saçaklanmaması ve daha edepli durması için jarse kumaş kullanmak gerekliymiş!

dipte hayal: böle koocoaaa balkonlu bi evim olsun, balkonumun koca bi kenarı böle datça oyalarıyla dolu olsun, rüzgar essin, salkımlar sallansın, rengahenk oyaların arasından güneş süzülsün, dünyalar benim olsun!

dipte başlıktan not: zamanın mümkünse hiç akmak istemediği yerlerden biri bence datça, acelesi olmayan insanlarla acelesi olmayan bi mevsimin beldesi. öyle ki güneş yılın 330 günü kalıp, gitmek için hiç acele etmiyor. hatta süs diye satılan taşlarının üzerinde yazıyor "acelen varsa ne işin var datça'da?" diye. 

Salı, Temmuz 24

çerçeveler deniz kokar mı?

İşte çok möhöm bi soru, koku nasıl bi algıdır? Mesela bazen bi kokuyu sıklıkla duyduğumuz bi yer zihnimize öyle bi kazınır ki, her o kokuyu duyduğumuzda o zamana döneriz. Ya da bazen bi anı öyle canlıdır ki o anıyla birlikte zihninizde yer edinen nesneleri her gördüğünüzde ordaki kokuyu duymuş gibi oluruz.
Böle uzun uzadıya nereye gelicem di mi? Şöle ki benim canım ciğerim gözbebeem çerçevelerim her görüşümde bana "kara kış gününde zatürre mi olucam acaba buralarda?" sorularım eşliğinde dalgalarından kaça kaça tahtalarımı topladığım karadenizimin buram buram yosunlu kokusunu, biraz da rüzgarın taşıyıp dudağıma yapıştırdığı tuzunun tadını getiriyor!
Aslında teeee şubatta yapmaya başladığım tamamlanamayan işlerimden gibi görünen çerçevelerim biteli çok zaman oldu, ama bir süredir alnımın üstünde "zihnimi-fikrimi-vaktimi-enerjimi yüksek lisans başvuruları münasebetiyle kaybetmiş bulunmaktayım, hükümsüzdür" ibaresiyle gezdiğim için bir türlü bloğa giremedim! İşte burdalar:
Kesilip biçilip yapıştırılıp boyanıp cilalanıp kurutuldular önce çerçevelerim. Bu arada mavi çerçeveme kardeş yeni bir mor çerçeve de eklendi!
Çerçevelerimin ön yüzünde cam-mış gibi davrabildiği ve de hafif olduğu için kalın bi asetat kullanmayı tercih ettim. Tabi ki hiç bir -mış gibi sahicisi gibi olamaz ama asetat yeteri kadar iyi oldu bence. :)
Yine hafifliği ve uygulama kolayllığı yüzünden çerçevenin arkasını kapatmak için mantar-mış gibi davranan 2-3 mm'lik yapay mantar kullanmayı seçtim bu sefer de!
Çerçevemin asma kısmına denk gelecek kenarda küçük bi çentik açıp, kurdeleyle askı yerini, diğer kenarlarında 2-3 santim genişliğinde -ön görünümü bozmamasına dikkat ederek- parçalar bırakıp kapağını hazırladım. 
Ta daaaaa:
dipte bahtiyar not: Kendileriyle yaşamaktan o kadar memnunum ki, bir seri çerçeve siparişi veren anneme rağmen henüz kendilerini akçapakçama taşımadım bile! 

dipte yeni müjdeli not: yüksek lisans başvurumu yaptım, kabul de edildim!  

dipte teçhizatlı not: türlü çeşit bıçaklarla kesmek zor olunca gittim kendime kıl testere bile aldım! savulun kesmesi zor tahtalar, kaçışın saçma bıcaklarla kesilen tahtaların saçma gıcırtıları! müfettiş gadget gibi geliyorum!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...