Perşembe, Şubat 9

benim tatlı pampkinim!

Pay dünyasına adım atıp da payların şahına selam vermeden geçilmez değil mi? Tamam kabul ediyorum şeftalilisi, çileklisi ve de özellikle elmalısı candır ama yiğidi GÜldürüp hakkını verelim: Bal kabağı payı hakikaten şah oldu şahmaran oldu mutfağa oturdu!
Bu payla ilgili tek pişmanlığım babam evdeyken kabağı ona kestirip, soydurmamam oldu! O ne çile yarappim ne kadar kas yaptırıcı ve inatçı bir meyveymiş!  Bence işin en zor kısmı buydu zaten :)
Ben tarifi yine instructables 'taki ve nefis tarifler içeren yemek ve biz bloğundaki tarifleri kafama göre karıştırarak uyarladım.Tariflere sadık kalamama gibi bi özelliğim var sanırım. :S
Kabuğun yapımı elmalı pay la aynı. 3 fincan un, 1 fincandan az sıvı yağ (tercihe göre sıvı yağ azaltılıp yerine sanayağ ya da tereyağ eklenebilir) ,yarım fincan kadar soğuk su, 1 çay kaşığı tuz, 2 çay kaşığı şeker ve bir paket vanilin. Hepsini karıştırıp yoğur, 1 saat kadar buzdolabında beklet. Sonra burdaki gibi aç.
Dolgusu biraz daha uğraştırıcı ama çok değil. Çok az şeker ve çoookk az suyla kabakları ezilecek hale gelene kadar pişir, soğut. Sonra her 2 fincan kadar kabak için 2 yumurta (ki bana biiraz fazla geldi, 5 fincan için 4 yumurta kullandım) , 1/2 fincan şeker, 1/2 fincan yoğunlaştırılmış süt (eeeppeeyy bi sütün eeeepeeyy bi kaynatılıp yoğunlaştırılmış hali) 1 tatlı kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı hindistan cevizi ve bi tutam tuzu karıştır. Orjinal tariflerde yoktu ama ben balkabağıyla fındığın evrensel dostluğuna canı gönülden inandığım için, dolgunun içine iri çekilmiş fındık içi eklerden elimi hiç de korkak alıştırmadım! A tabi bi de itiraf ediyorum buzdolabımın kapağından bana göz kırpan sana yağına karşı koyamayıp biraz da sanayağı kattım.
Sonra bu dolguyu fırın kabına alıp, üzerini alüminyum folyo ile örtüp bi süre pişirdim. Ne kadar süre pişirdim bi fikrim yok. Sanırım kendimi "yumurtalar artık pişmiştir" e ikna edene kadar!
Dolgu biraz soğuduktan sonra pay tepsisinde 2 kabuk hamurunun arasına yerleştirip fırınladım. ilk 10 dakika 240 derecede, sonra bi yarım saat kadar da 200 derecede. Piştikten sonra bi süre buzdolabında bekleyince kesinlikle daha lezzetli oluyor. Bize yine çok apiyetli oldu, size de olsun!
Dipte pay kabuklu not: Aslında gördüğüm hiç bi orjinal pay tarifinde üstü kapalı balkabağı payı yoktu ama ben pay kabuğunu pek seviyorum.
Dipte kabak tadı veren not: dolgu malzememi piştikten sonra fırından çıkardığımda, her yeni bişey denediğimdeki "acaba ben bi canavar mı yarattım?" korkusuyla dolgunun tadına baktığımda , "bu tat bi insanın hayatındaki en önemli lezzetlerden!" dediğimi belirtmeliyim!
Dipte püfsel not: Dolguyu hazırlarken keklerden kalma alışkanlıkla ben önce şeker ve yumurtayı çırptım bi fark yaratıp yaratmadığını bilmiyorum ama yine de söyliyim dedim. 
Dipte atasözsel not: ben yiğidin (kadın ya da erkek) ölünce değil gülünce ne menem bi insan olduğunun anlaşılacağını düşünenlerdenim!

Salı, Şubat 7

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 3 / etkinliklerden servise

Şu hayatta unutmadığım birşey varsa o da insan yüzleridir, zaman zaman isimlerle yüzleri birleştirmeyi beceremesem de! Onun haricinde kendi anılarımı bile unuturum! Çok şükür ki fotoğraflar, günlükler, her şeyi hatırlayan ve vakti geldikçe ısıtıp ısıtıp anlatan bi aplam ve arkadaşlarım, hatırlatıcı olsun diye toplanan broşürler ve de etkinliklerden kalma biletler var! İşte bu unutkanlığım yüzünden hatırlatıcı olan çoğu şeyi saklarım.
Aslında bu saklama işi sadece unutmayla ilgili de değil tabi! Sadece öyle olsa kuşun uçtuğu yönü bile hatırlayabilen ablamın da aynı şeyleri saklıyor olması acaip olurdu! Bu aslında daha çok Adem ile Havva' dan beri süregelen Avcı-Toplayıcı bileşenlerinin genlerimize işlemiş hali! "Hayatta kalmak istiyorsam toplamalıyım!"
A tabi bir de soğuk ve de sıcak savaş yıllarını yani işin özünde kıtlığı görmüş- yaşamış bir neslin torunları olmak da var! Bir gün lazım olur gerekçesiyle sahip olduğu tüm eşyalara hatta eskiyenlerine bile sıkı sıkı tutunan, her an aç kalabilecekmiş gibi hisseden, karneyle yemek almış bir nesil!
Bunlar ve eminim aklıma şu anda gelmeyen bissürü sebep beni ve ablamı nesnelere bağımlı yapmaya yetti!  Zamanla "bu kullanılır ki" "bu lazım olur ki" "ben bunla bişey yaparım ki" nesneleri evde yığılmaya başladı. Allah'tan aceleci, telaşlı, sabırsız ve sıkıntıya gelemeyen laz ve gürcü genlerine sahibiz de arada dellenip eşyasal bahar temizliği yapabiliyoruz. Yoksa belediye evimizi çoktaaann basmıştı! 
Bu atma seanslarında atmaya hiçbir zaman kıyamadığımız en önemli ıvır zıvırımız biletler! Ama zamanla elimizi attığımız heryerden biletlerin çıkması rahatsız edici olmaya başlamıştı ki aklımıza süfer bi fikir geldi. Bezginim Bekirim 'de yaptığımız gibi onları da servise çevirmeye karar verdik. 
Tüm biletlerimizi ortaya yığıp, kullanılmış A3'lerin üzerine önlü arkalı yapıştırıp fazlalıkları kestik. Ama hem önlü arkalı kaplayınca kağıdın kalınlığının pvc kaplamayı zorlayacak sınırlara gelmesinden, hem de hazırladığımız kartonları çok beğenmemizden dolayı sadece servis olarak kullanmaya kıyamadık. 
Önlü arkalı fotokopilerini çektirip onları servise dönüştürmeye, asıllarını da cilt olarak kullanarak deftere dönüştürmeye karar verdik. En azından şimdilik! :)
O kadar uzun zamandır bilet biriktiriyormuşuz ki önlü arkalı 2 koca kağıdı tamamen doldurmamıza rağmen geride en az 2 tane daha dolduracak kadar bilet var! Hala servise ya da cilde dönüşmemiş olmalarının yanısıra, evdeki biletlerin ordan burdan bize göz kırpıyor olması da sevgili "etkinlik servisimiz"i bitmeyen işler kategorisinde yüksek rütbeli yerlere oturtuyor!
Ama umutluyum! Bitecek! Yani umuyorum!
Dipte unutkan not: O kadar unutkanım ki aynı oyuna 1 sene arayla 2 kez bilet almışlığım, okuduğum ve okurken çok sevdiğim bazı kitapları 3 kez okumuşluğum, bana anlatıldığında kendi anılarıma gülmüşlüğüm ve de üzülmüşlüğüm var!
Dipte hafızabaz not: Bu servislerin en iyi tarafı her yemekte görsel hafızama hitap edip en azından katıldığım etkinlikleri, beynimin kıvrım kıvrım kabuğuna, ince ince kazıyacak olmaları! Tabi bitebilirlerse :)

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 2 / taş mozaik

bitmeyen işler dediğimde kraliçe koltuğuna taş mozaiklerim oturur! kimisi harçsız, kimisi cilasız beklemekteler!

dip not: başlayalı o kadar zaman oldu ki fanusumun içine yerleştirdiğim krapon çiçeklerimin renkleri çokkktan soldu!

Pazartesi, Şubat 6

bakma bana öyle yeşil yeşil!

yeşil zeytin yaptık biz bu sene yeniden, paylaşalım dedik. zeytinlerimizi patlayıp etrafa sıçramalarını önlemek için buzdolabı poşeti içinde çekiçle ezip, suya bastırdık. zeytinlerin suyun üstüne çıkıp çürümesini önlemek için de -aynen bize zeytini nasıl yapacağımızı öğreten arkadaşımızdan öğrendiğimiz gibi- küçük bi  buzdolabı poşetinin içini biraz suyla doldurup, ağzını düğümleyip zeytinlerimizin üstüne koyduk. nerde bulayım ben istanbul illerinde temiz taşı! :) yaklaşık 3 hafta boyunca 2 günde bir suyunu değiştirdik ve acılığı gidince tuzlu suya bastırdık. 2 hafta içinde yemeğe hazır hale geldi!
dipte kişnişli not: beşiktaş pazarındaki zeytinci amcanın kişnişin zeytine yumuşak bir tat verdiğini söylemesi üzerine, ikinci bir kapta tuzlu suya kişniş de ekledik. sonuç gayet lezzetliydi!
dipte çerezlik not: yapması al, hazırla, beklet süreçlerinde yaklaşık 2 ay süren zeytinin mutfak ömrü 2 ay süremeyecek gibi görünüyor! katıksız olmasının da güveniyle zeytinden çok çerez niyetine, haap hupp, hoopp bitti.

yapıjjamm diye bağırırım / bölüm 1 / midye mozaik


son bi el atıp bitirmemi bekleyen bissürü işim olmuş benim! kendime gaz vermek içün bölüm bölüm paylaşıcim!
benim tüçüt yeğenlerimin akçakoca şubesindeki en büyüğü olan devrim, geçen seneki doğum günümde hediyesine ek olarak "gamze teyzem bunları kullanır" diyerek kocaa bi kap deniz kabuğu da getirmişti. benim için o kadar kıymetlilerki öyle pat diye kullanamadım! bir ara -ki bu bi ara geçen sene mart oluyor!- evdeki bir kabı deniz kabuklu bi kutuya çevirmeye karar verdim! taşlarımı yapıştırdım ama öylece kaldı. şimdi derz ve de cila bekliyor.
te buraya yazdım, ilk fırsatta bitiricim!
dipten kabuk çıkarmalı not: hazır mart ayı da neredeyse gelmiş iken tam bunu yaptığım günün yıldönümünde mi bitirsem aceba?
Farkettim ki yıl değişeli beri ben hiç bişey yazmamışım!
Koştur koştur dur, sona dur koştur koştur dur!
Peki madem herkesin geriye kalan 11 ayı pek çok güzel geçsin!
Pastalı mastalı janjanlı, tabe bi de bol kahkahalı!

Salı, Aralık 6

öğrenmenin ilk yolu kopyadan geçer!

Her gittiğim tatil yerinde alışverişlerimde en çok dakikalarımı seramik dükkanlarında geçiririm. Hepsine sahip olup evime yerleştirme tutkusundan da henüz o kadar paraya sahip olmayışım sayesinde kurtulurum! Yoksa evimi ya dükkana ya da müzeye çevirmek zorunda kalırdm!
Hazır seramikle oynamaya başlamışken, ordan burdan şurdan aldığım obceciklerimi kopyalamaya başladım! Şimdi evdeki herşey gözüme kopyalama detaylarıyla görünüyorlar: "bunu yuvaralak yapıp burdan birleştirirsem, şurayı şöle yaparsam, şu çizikleri yaparsam işte bunun aynısı olur!"
Tabii ki aynısı olmuyorlar :) Ama öğretici, eğlenceli ve de sevimli oldukları kesin! Şimdi hep birlikte yatağımın başucunda kurumayı ve fırından tek parça halinde çıkmayı bekliyorlar.
dipte öğrenci gönlünden kopan not: kopya candır, ciğerdir!

Pazartesi, Aralık 5

peki ya lavantadan balıkların yüzdükleri sular nasıl kokar?

Benim bereketli kuşlarıma bayramda arkadaşlık eden balık kardeşleri de onlardan bir süre sonra tanımlandı. Bereket kuşlarımla aynı biçimde "kes-doldur-bol bol kokla" prensibiyle yapıldılar :)
Ama henüz fabrikalaşmayı sevmeyen ve çabuk sıkılan gamze son balıkların bir kısmını yine datça oyaları ve ayrıca cam boncuklarla süslü işyeri lavanta keseleri ve hediyeliklere çevirdi!
Biri ablamın iş yerindeki dolabına, biri benim iş yerime, biri bebek bekleyen arkadaşlarımıza gitti. Sonuncusu henüz sahibine ulaşamadı! :)
dipte mis kokulu ipucu: son lavanta balığının sahibi keçeleri alıp bize gelen süper süsleri yapmamızı sağlayan kişidir! :) kendisini semineri bitmeden bize beklemekteyiz :)

seramik çamurla oynamanın yasal hale gelmesidir!

Küçükken hep bahçeli evlerde yaşadığımız için ablamla ben çok şanslı çocuklardık. Ayrıca çok titiz birer babanne ve anneyle büyümemize rağmen kirlenmemiz her zaman serbestti. Çamura veya yeşile boyanmış kıyafetler bizim evde arkadaşlarımın evlerinden bildiğimiz sorunları yaratmazdı.
Annem de babanem de hep çocukken çamurla nasıl oynadıklarını neler yaptıklarını anlatırlardı. Bir de babanemin kırmızı çamur hikayeleri vardı ki, çocuk zihnim o çamura sahip olsam dünyanın en iyi oyuncak kap kacağına sahip olacağımı zannederdi!
Muhtemelen çağlar öncesi atalarımızdan kalma, zihinlerimizin en dip noktalarına yerleşen bilgi ve de alışkanlıkla daha çocukken yaptığımız o mini mini kaplar, çömlekler hala gözlerimin önündedir!
Sonra büyümemizle beraber kendine kitaplığımızda çok kıymetli bir yer edinen Füreya girdi hayatımıza! Ayşe Kulin'in eminim ki bir çoğumuzun içine seramik sevgisini aşılayan müthiş kitabı! Kitapla beraber çocukluğumunn eşsiz oyuncakları hayat kurtaran büyülü nesnelere dönüştüler zihnimde!
Senelerdir seramik seramik diye ağlar dururum bu yüzden! Sonunda bir atölyede haftada 3 saatlik denemelerle kendisiyle kaynaşmaya başladık! Ve itiraf etmeliyim çamurdan oluşan şeyler benim için hala büyülü!
İşte bu resimler çamurla oynamamın ilk eserine ait! Ne olacağını, nerede kullanılacağını henüz bilemiyorum. Eğer atölyede fırına girene kadar hayatta kalmayı başarabilir ve fırından parçalanmadan tek parça halinde çıkabilirse  o zaman plan yapmaya başlayacağım. :) Henüz cinsiyeti ve sağlık durumu bilinmeyen anne karnındaki bebek gibi :))
Olur da tüm bu aşamaları atlatırsa diye "nasıl boyarım ki ben bunu" çalışması yaptım tabi! Te işte böyle olacak:
İkinci denemem de (sanki sigara kullanıyormuşum gibi) küllük! Yine ne yaptığımı bilmeden yaptığım bi cebelleşme sonrasında elimde kalan biçime baktığımda "bundan olsa olsa ya mini güveç ya da küllük olur" deyip, halihazırda mevcut güveç kabı populasyonunu daha da artırmamaya karar vererek küllük sahibi oldum!
Desenleme işinin kolay bi geri dönüşü olmadığı için önce çizip nasıl desenleyeceğime karar verdim.
Acemilikten de gelen ekstra yavaşlıkla milim milim oyarak desenledim. Yine diğer belirsiz kabım gibi gerekli aşamalardan geçebilirse -atölyede hayatta kalma,fırında patlamama- evdeki seramiklerime uygun tonlarda boyanıp kullanıma hazır hale gelecek. :)
dipte çamurlu not: "çamur mutlu eder, sakinleştirir" tezi denenip onanmıştır efenim!
dipte kaygılı not: fırında akıllıcana pişip evime ulaşmazlarsa çok üzülürüm!
dipte hevesli not: bi gün benim de bi fırınım olur mu ki? çok büyük insan olurum belki bi gün?

tembelin mantısı ki bu!

Mantı dediğin illaki minicik olacak değil ya!
Lokum mutfağı kuralları ve gürcü'nün elinden yedikleri koca koca mantıların lezzetli hatırası da baz alınarak verilen  karara göre mantının en makbulü  en büyüğüdür! Hem içi daha dolu, hem tabağı daha göz doyurucu. Ayrıca yapılması basit mantıdan başka daha ne ister bu tembel gönül!
Mantı hamuru için iç güdülerime güvenip aklıma gelen malzemeleri (Un-süt-yumurta-tuz-bi tutam şeker-az yoğurt ve karbonat) gözümün kararıyla belirledim. Mini mini hamurları kapamak bir yana herhangi bir ölçek kullanamayacak kadar tembel bir günümdeydim. Böylece göz kararının özellikle tembeller tarafından oluşturulan bir ölçü biçimi olduğuna da karar verdim!
Sonra "çok da tembellik etmeyeyim, fincan boyu iyidir." deyip açtığım hamuru fincanla parçalara ayırdım.  İçlerini soğan-patates-kıyma ve bence kıymanın biricik dostlarından olan maydanozlu harçla doldurup kapattım.
Ama itiraf etmeliyim 20. kapama sıralarında sıkılıp, en azından kupa boyutunu denemeliydim diye  ahlandım! :)
Mantıları kısık ateşte yavaşşşşcana ve azar azar -mantılar üstüste gelmeyecek şekilde rahatça- pişirip sosladım.
dipte afiyetli not: bize çok afiyet oldu. deneyin size de olsun!
dipte gelecek vaadeden not: bir dahaki hedefim bir porsiyonu karşılayacak koca bi mantı yapmaktır, arz ederim!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...