Pazartesi, Kasım 22

kara kuru kurum!

Makkuro kurosuke bir başka isimle susuwatari ve türkçesiyle kara kuru kurum!
En bi sevdiğim çizgi film "TONARİ NO TOTORO / KOMŞUM TOTORO" nun süper sevimli, uzun süre girilmemiş evlerde yaşayan, bu evlerde kurum bırakan, ışıktan ve kahkahalardan kaçan kahramanları!
Yani aslında gerçek hayatta aydınlıktan karanlık ortama geçtiğimizde gözümüzde oluşan karartıcıklarrrr! Süper Japon insan Hayao Miyazaki onları gerçekle o kadar güzel bağdaştırmış o kadar da sevimli çizmiş ki sevmemek mümkün değil :))
İşte bu fotoğraf benim Totoro 'daki süpersonik biricik kahramanım MEİ'nin "makkuro kurosuke" siyle tanışmasına ait :)
Bu da karakurukurum'ların yine Hayao Miyazaki'nin süpersonik bi çizgi filmi olan "Spirited Away / Ruhların Kaçışı " ndaki fotoğrafı! Tek fark burdaki adları "Susuwatari" :)
Peekii bi çizgi filmi bu kadar sevince ne yapıyoruz? Önce evde annemizin olası bir battaniye örme durumu için sakladığı eski iplerden siyah olanını gizlice aşırıyoruz. Sonra babamızın balık odasından atılmak üzere kenara ayırdğı düzgünce bir kartonu aşırıyoruz :) Bu kartonu ikiye katlayıp kesiyoruz. Birinin üzerine karakurukurumumuzun olmasını istediğmiz boyuta göre bir daire çiziyoruz. Sonra bu dairenin ortasına küçük bir daire çiziyoruz.
İki kartonu birleştirip bu dairelerden kesiyor, içteki direyi alıp atıyoruz. Sonra babadan aşırma ortası boşluklu daire halinde kesilmiş iki kartonumuzu birleştirip, üzerine anneden aşırma siyah ipleri ortadaki küçük daire ip dolayamıyacak hale gelene kadar doluyoruz. :))
Dolama işi bittiğinde ipleri bi yerden aralayıp makasımızı bu iki kartonun ortasına geçirip ipleri ortadan kesiyoruz. Kesme işini yaparken ipleri küçük dairenin ortasından sıkıca tutuyoruz ki düşmesinler. Kesim bitince kartonları hafif aralıyor ve aynı siyah iple ortadan sıkıca bağlıyoruz. Artık kartonları çıkarıp ponponumuzu özgürlüğe kavuşturabiliriz :))
Bu böle bile şahana oyuncak olur bence :)
Ponpon özgürlüğüne kavuşunca makasla fazlalıkları alıp ponponu düzenliyoruz. Sonra sıcak silikon tabancasıyla gözlerini takıyoruz, siyah ipleri örüp ponponun içine yapıştırıp karakurukurumun kollarını ve bacaklarını oluşturuyoruz. :)) Benim karakurukurumum araba süsü oldu. :)
Dipteki not: Bu uğraşının hatırına gideyim de Totoro 'mu bi daha izleyeyim :))

neee çatlak fanus mu varr? kaplıyım mı?

Bi iyi bi de kötü haberim var.
İyi haber çookk verimli dolu dolu bi bayram tatili geçirdim. Bissürü ciciler yaptım. Mesela geçen gidişimde üzerine bi kaç taş yapıştırdığım çatlak fanusumun kaplamasını tamamladım. Ve hatta bu sefer bir yenilik yapmaya karar verdim ve ayrı bir kaplama için sakladığım ak akça akdeniz taşlarımı fanusun ortasında bir beyaz bir şerit oluşturacak şekilde kapladım:
Kötü haber bissürü yeni şeyler yapma hevesi - ki aklımdaki herşeyi yapacak vakit bulamadım- ve bayram ziyaretleri ve benim doğum günümün -evet evet doğum günüm vardı pastamı bi'l ahire paylaşıcam- organizasyon işleri arasında yine ve yine derzleri dolduramadım :)) Yine ve yine bir dahaki akçapakça gidişime işalla :))
Annem için yaptığım güllerimi de içlerine yerleştirdim. Ama yine aynı telaşe ve koşturmaca içinde fanusun çiçekli fotoğrafını çekmeyi unuttum :) Çiçekli fanusun şöle böle görünen bi fotoğrafını kuzucuklarım parmak boyası yaparken çektiğimiz bi fotoğrafın arka planında bulabildim :))

Ben unuttum ama Zuhal ablam vazolarımı fotoğraflamış, çiçekli halde hem de :)

Dipten not: Bu kısmetsiz bi türlü derzlenemeyen üçlü vazolarımın çiçekleri başka bir elişine kurban gitti :) Yine çiçeksiz kaldılar :))

balık odasına kaynak!

Akçampakçamda baktım bayram üzeri bana salonda çalışma izni vermeyecekler, ben de babamın balık odasına kaynak yapayım dedim. Zaten dağınıktı daha bi dağınık oldu. Annem eve misafir gelince kapıyı açmadan önce koşarak odanın kapısını kapamaya, bu tozlar çoraplarla eve taşınıyor diye arkamda süpürgeyle gezmeye başladı, çok eğlendim :))
İşte negzel dağıtmışız dimi babalı kızlı:

Perşembe, Kasım 11

Çok bahtiyarım!

Evet evet çok bahtiyarımm! Elif ablam bizim banyomuzda çiçekler açtıracak. Bize nefis, süper, şahane, rengahenk çiçek paspas yaptı! Bunun yanına bir tane daha gelecekmiş :)) Süfer süfer banyo ikilisi!!! :))
Biz bayramdan sonra ona gittiğimizde bir al gülüm ver gülüm kumpanyası düzenleyeceğiz sanırım :)) Biz demet demet kırmızı güllerr hediyemizi vereceğiz o da çiçek çiçek paspaslar hediyemizi!!
İşte internet yoluyla fotosu bize ulaşan çiçek paspasımız:
Bu da Elif ablamın blogum için verdiği paspas örme tarifi:
" Her bir parça için 30 ilmek başlanır.
Her sırada artırılarak 60 ilmek olana kadar haroşa örülür. 32 sıra artırmadan, sonra her sırada eksiltilerek 30 ilmek olana kadar haroşa örülür.
Aynı şekilde 7 parça yapılır. Çiçek formu alacak şekilde birleştirilir.
Not: Parçaları dikip birleştirmek örmekten daha zor.
Önemli Not: Kaymaması için altına halı kaydırmaz dikmek gerekir. " :))

Dipteki not: Her yanım meziyetli meziyetli insanlar kaynıyor çok ama çok çookk bahtiyarım :))
En bi önemli dipnott : Ellerine sağlık Elif ablaaaaa!!!!

Elif abla için 3 kez : " SAĞOL SAĞOL SAĞOL! " :))))

Perşembe, Kasım 4

bezginim bekirim!

Bezgin Bekir'i bilirsiniz. Tuncay Akgün 'ün çizdiği hayran olunası, imrenilesi, kıh kıh ve de kah kah gülünesi -ki bu ikisini de yaptırabilmesi bence ayrı bi şahane-, yanına oturulup miskinlik edilesi, feyz alınası enfes, nefis ve hatta şahane karikatür karakteri!

Bunlar da bezginim bekirimin karikaaalarından yemek sevisleri!
Karikatürlerden seçilip, taranıp A3 kağıda bastırıldıktan sonra PVC kaplatıldı. Aslında bunların fikir sahibi beşiktaştaki bi dürümcü. Masamıza getirdikleri A3 boy PVC kaplanmış menülerini gördükten sona ablamla dedik ki "biz bunu neden fotoğraflarımıza uygulamıyoruz? Hem temizlemesi kolay, hem de boyalı olmadığı için boyasından tedirgin olmamıza da gerek yonkk!" Özünde fikrimiz tatillerde çektiğimiz manzara fotoğraflarını servis haline getirmekti. Ama baskın basanındır deyip ablamın bezgin bekir sevgisini de göz önüne alarak ona bir süpriz yapmaya karar verdim. Tabi ki süprizimi çok beğendi.
Fotoğraf servisi fikrimiz hala gündemde, fırsat bulup tonlarca fotoğraf içinden bi eleme yapabilsek!!! Artıııı çok başka süper pvcli servis fikirlemizde var. Yakında burada olurlar :)))
Biz her yemekte gülüyoruz, okuyun siz de gülün diye buyrun teker teker :))

Dipten not: Tuncay Akgün' e derin derin sevgi ve saygılarla, teşekkürlerr!!!

Salı, Kasım 2

kırmızı gül demet demet!

Sanırım ben bu çiçek yapma işini sevmeye başladım.
Blogları kurcalarken -ki şimdi hangisi olduğunu hiçç hatırlayamıyorum- yeni bi teknikle karşılaştım. Ablamın can arkadaşı Elif ablam için yapacağım hediye güllerimi bu yeni yolla yaptım. Böylece hem daha büyük, hem daha kolay yapılan, hem de kesim şeklinden dolayı yaprak yaprak görünen güllerimiz oldu :) Vazosu konusunda henüz bi karara varamadığım için evdeki boş vazolarıma yerleştirdim ki bozulmasınlar.
Yani demem o ki "Elif abla, merak etme bu renkli vazolarla gelmeyecekler :)) Ya tek bir vazoda ya da uygun vazoyu bulamazsam -vazo işi sana bırakılmak üzere- buket halinde gelecekler :)"
İşte bu da kare kare yapılışı:

Dipteki not: Tabi bu arada sadece bu gülleri yapmadım. daha önce yaptığım vazoya yerleştirdiğim güller haricinde koca bir buket rengarenk gül de ablamın teleskopuna takılı. Teleskop teleskop olalı böyle zulüm ve aynı zamanda böyle nezaket görmemişti!:)

karadeniz mutfağını fethedelim canııımmm!

Biz bu haftasonu yeniden karadeniz mutfağına el attık. Yaptığımız reklamlar sonrası yemeğe gelecek arkadaşımız için hamsili pilav pişirirken yanında turşu kavurma ve de kvaneyi (cevizli sarımsaklı fasulye) de pişirdik. İş-sel aksaklıklar yüzünden arkadaşımız birgün geç gelip tazeyken yiyememiş olsa da, hamsili pilavı daha önce hiç yememesine ve de tam formunda bir pilav tutturamama rağmen beğendirebildiğimiz için kendimizi başarılı sayabiliriz sanırım :)))
Bu sefer daha değişik bir pişirme tekniği denedik tepsinin yanlarını da hamsiyle kapladık, tepsi tamamen kaplandığında yemeğe yeni bir ad verme isteği duydum: HAMSİ BÖREĞİ!
Ama itiraf etmeliyim ki bu yemeklerin hiçbirinin tarifini aslında ablamda ben de bilmiyoruz. Çocukken babanemi, büyüyünce annemi izleyerek aklımızda kalan tahmini metodları kullanıyoruz. Sonra herhangi bi yemeği evinde yediğimizde çok beğendiğimiz bi arkadaşımız varsa onu arayıp ondan püf noktalarını ve tariflerini alıp pişirmeye geçiyoruz.
Ama ilk başvuru noktası herzaman babanne mutfağından hatırda kalanlar!
Babanemin mutfağının izleyerek akılda kalan ilk öğretisi: Bollllllll soğan!
Ne pişirirsen pişir içine bol bol soğan kat! O yüzden babane mutfağının yemeklerini yaparken çok çok ağlayıp gözpınarlarımıza sağlık vermemiz bi yana bi de sinüslerimizden gelen cayır cayır yanma hissiyle gribal mikroplarımızdan kurtuluyoruz :) (polyanna da kimmiş!)

İşte bu haftanın cici yemeklerinin tarifi:

Önce püfleri Emel abla'dan alınan turşu kavurma! Söğüş kesilmiş soğanlarımızı sıvı yağ tereyağ karışımında kavuruyoruz. Sonra kırmızı biber serpip biberin rengi yağa geçtiğinde -tuzluysa suda beklettiğimiz- fasulye domates ve biber turşularımızı ekleyip beraber kavurmaya bırakıyoruz. İyice kavrulunca üzerine biraz sıcak (yüzeye yaklaşmayacak kadar) su ekleyip, turşularının üzerini dilimlenmiş bayat ekmeklerle örtüp tencerenin kapağını kapatıyoruz. Ekmekler yumuşacık ve turşu kokulu hale geldiklerinde ekmek ve turşularla tabaklara servis yapıoruzzz :) Çocukken turşu kavurmanın enn zevdiğim yanı işte bu ekmeklerdi!

Babane usulü kvaneyi'nin tarifi ve orjinali aslında basit! Dolapta pişmiş bekleyen fasulye yemeğinin içine çekilmiş fındık- ceviz ve bol sarımsak ekliyoruz. Ta daaaa! Bizde hazırda bekleyen fasulye olmadığı için fasulyeyi de yeniden pişirdik ama emin olduk ki orjinal lezzet için beklemiş fasulye daha iyi bir tercihmiş :)))

Dipte not: afiyet olsun :))

Pazartesi, Ekim 25

yemek de yaparım ki! hem de en bi lazından!!!

Korbala zamanııııı!
İşte çocukluğunu laz bir aileye gelin gitmiş, becerikli, eli lezzetli gürcü bir babaneyle geçirmenin faydaları! Becerikli gürcü babane torunlarını bildiği ennnn güzel yemekleriyle besler! Hamsili pilav, hamsili ekmek, luqu k'ank'ey (ezme mancar) , dudey (pirinçli mancar), luqu gesiyeli (soğanlı mancar), kvaneyi (sarımsaklı cevizli fasulye), turşu kavurma, mancar dolması, papara (soğanlı kıymalı ekmek lapası) her sene imece usulüyle yapılan kuru yufkaların börekleri, yanına soyulmuş uzun uzun dilimlenmiş salatalıklar, söğüş domatesler! Tatlı olarak da kuru yufkadan yapılan gözleme (narsız, gül susuz güllaç) ve tabii ki laz böreğiiii! Hem babanelerin babanesi hiç üşenmez, küçümenlerini yani bizi elleriyle sırayla beslerdi! Bi ablama, bi bana!
Böylece lezzetleriyle birlikte güzel anılarla bu gürcü-laz yemekleri kalbimize ve beynimize yer etti!
Biz de büyüyüp kendi mutfağımız olunca, hemmen gürcü-laz yemeklerine el attık tabii!
İşte bu da yapılışı:
Hamsiler --ki cinnet geçirmemek için karadeniz hamsisi olmalı, çünkü marmara hamsileri küçük olur-- ayıklanır ve kılçıkları çıkarılır, tuzlanır.
Bir tarafta küçük küçük doğranmış ya da yeni teknolojiyle rondodan geçirilmiş soğanlar kavrulur. Soğanlar kavrulunca üzerlerine kırmızı biber serpilir ve kırmızı biberin rengi yağa geçene kadar karıştırlır. Önceden ılık suda yarım saat kadar bekletilmiş pirinçler süzülür, eklenir ve tuzlanarak kavrulur. Pirinçlerin üzerini bir parmak geçecek kadar su konur. Kaynayınca altı yarıma alınır ve demlenmeye bırakılır. Pirinç tam suyunu çekmeden altı kapatılır ve karabiberle ince ince kıyılmış maydanoz eklenir.
Tepsinin altına kılçıksız hamsiler boşluksuzca dizilir. Üzerine hazırlanan iç pilav serilir ve en üste yine deri kısmı yukarıya gelecek şekilde hamsiler dizilir. Bizim tepsimiz derin olmadığı için ortasına hamsi sermedik ama bol hamsili pilav için yapılabilir :))

Ortaya hamsi sermedik dediysek de pilavı öyle öksüz gibi de bırakmadık, yanına buzlukta zulada bekleyen haşlanmış pavuryalarımızı (yengeç bacağı) çıkardık, bir güzel ayıkladık. Zeytinyağı ve limonla sosladık!
İşte pilavımızın yenmek için sofraya giderkenki hali!Nam Nam! :

Lazca bilmeyenler için dipnot: Korbala lazcada obur demektir. Önüne ne gelirse yiyen, göbeği şişkin, damak tadına boğazına düşkünlere takılmak için kullanılır.
O coğrafyada yaşamayanlar için dip not: mancar, kara lahananın karadenizdeki karşılığıdır. :)

Salı, Ekim 19

ben bu keçi boynuzuyla evlenirim!

Şimdi geçmişe doğru bi yolculuğa çıkalım! İlk hedefimiz pamuk arası ilkokul fasulye deneyiii!!!! Fasulyeyi pamuğun arasına koy, pamuğu sürekli nemli tut. Sona acaip bir kokuyla beraber patlayan fasulyenin filizini gör! :))) Şanslı bi çocuksan ve bahçeli evdeysen patlayan fasulyeciğini bahçeye eker vakti gelince de fasulyelerini toplarsın :)))
Şimdi dönelim yeniden kendi zamanımıza! Çok ama çok sevdiğiniz bir meyvenin fidesini bulamazsanız ne olur? Benim " ben bu keçi boynuzuyla evlenirim " nidalarımı duyan Kaş'lı arkadaşım - ki ona orada keçi boynuzu fidesi arattırdım - bana hediye olarak bi poşet keçi boynuzu getirdi :) Nam nam! Kemirdim tabi hemen! Peki ya çekirdekler!
Eğer bir yerlerde keçi boynuzunun tüm çekirdekelerinin aynı ağırlıkta olduğunu, tarihsel önemini okuduysanız bu güzelim ve nitelikli çekirdekleri atmaya kıyamazsınız benim gibi! İşte vikipediden detaylı bilgi:
"Keçiboynuzu çekirdeği, doğada ağırlığı değişmeyen bir tohumdur. Bütün tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir. Bu hem çok kuruduğu ve meyvesinden çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için, hem de içine su alma olasılığı çok az ve çok uzun zamana bağlı olduğu içindir. Bu nedenle Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır. Dört tanesi bir dirhem eder. Dirhem, değişmekle birlikte 3 gr. ağırlığı temsil etmektedir. Satıcı iki dirhemlik (8 çekirdek) bir şey satarken lütfedip 1 çekirdek fazla tartarsa bu, malı alanın itibarını gösterir. Olağandan fazla giyinen, süslenen vb. kişilere iki dirhem bir çekirdek denmesi bundan kaynaklanmaktadır. Prof. Dr. Aydın Akkaya"
Hal böyle olunca ve fidesi de bulunamayınca " e ben bunu fasulye gibi filizlendiririm ki " deyip aldım pamukları elime! Bir süre patlamalarını bekledim. Pamuk arasına yerleştirdiğim 8-9 çekirdeğimden 3 tanesi filizlendi ve yapraklandı.
Ben de onları "bonsai"leştirme kararı aldım, bir sürelik. Yeteri kadar büyüdüklerinde bu büyüme ve güveç kabında olgunlaşma işinden sağlam çıkanları bol güneş alan bir yere muhtemelen akçapakçamda harman yerine dikerim. Şimdilik mutfak camımın damlalığında büyüyorlar sıcak sıcak :)))
Bütün bu çabalar sonucunda öğrendim ki keçi boynuzu yetiştirebilmek için içgüdüsel olarak doğru yolu bulmuşum! Fide bulamazmışım ve tohumlarından kendim elde etmeliymişim!
Tekrar ediyorum ki :"Ben bu keçi boynuzuyla evlenirim!"
detaylıca okumak ve araştırmak için : vikipedi ve agaclar.net

Pazartesi, Ekim 4

Çiçekçiiii! Güllerim varrr, rengarenk güllerim vaaarrrr! Çiçekçiiii!

Vazo olur da içi çiçeksiz olur mu? Annem için yaptığım çakıl taşlı vazoma, evde bulduğum çiçekleri yerleştirdim evet ama geçici olarak! :) Hazır çiçekleri pek sevmem, biraz bakındım ama tam olarak içime sinen birşeyler bulamadım. Sonra Aunt Peaches 'in sitesindeki kahve filtresinden gülleri ve Oopsey Daisy 'nin blogunda krapon kağıdından gülleri görünce "neden olmasın ki?" dedim ve kırtasiye yollarını tuttum.
İşte seçtiğim renkleri: lila-beyaz-eflatun-pembe!
İşte bunlarda diğer malzemeler: Kağıt Bandı, ahşap uzun ızgara kürdanları, yapıştırıcı! Krapon kağıtlarını büyük daireler halinde kesip, sonra resimdeki helezonik biçimde kestim.
Böyle böyle böyle:
Sonra helezonik kraponumu kağıdını kağıt bandına kıvırarak yapıştırıp, kürdanın etrafına doladım. Sonra yeşil krapondan bir yaprak ve kürdanı kaplamak için 2 cm genişliğinde bir şerit kesip çiçeğimin sapını yeşerttim.
Ta daaaa!!!
En başta yeşil bant bulmayı umut edip, yeşil krapon almadığım için güllerim ahşap saplıydı. Bi anlamda iş bölümü yapmama sebep oldu. Önce çiçek kısmı tamamladım, sonra ertesi gün koşarak yeşillerimi aldım saplarımı da sarmaladım ve güllerim tamamlanmış oldu!
Saç reklamları gibi: ÖNCE - SONRA
İşin güzel tarafı el yapımı oldukları için yaptığınız gülllerden hiçbiri birbirine benzemiyor! Tesadüfen tam açmış güller, yeni açmaya başlayan güller ve de tomurcuk güllerim oldu! Teker teker de güzeller ama bir araya geldiklerinde daha etkileyici duruyorlar.
Kağıt oldukları için ömürleri ne kadar olur bilmiyorum, solarlar mı bozulurlar mı tozlanırlar mı , ama şimdilik baktıkça renkleri cıvıl cıvıl ve mutluluk verici! Doğada yeşilin nasıl bir bütünleştirici ve ortaya çıkarıcı etkisi varsa benim krapon çiçeklerimde de öyle oldu, yeşil renkle birlikte hem bir bütün oldular hem de renkleri daha çok ortaya çıkıp gösterişli hale geldi!
Dip not: Evet biliyorum çakıl obcelerim henüz tamamlanmadı, yaz sonrası yorgunluğu nedeniyle akçapakça ziyaretlerime biraz ara vermek zorunda kaldım. İlk fırsatta onları da tamamlayıp ( ki bu ilk fırsat en yakın kurban bayramı oluyor, annem o zamana kadar yarım yamalak bunlar deyip obcelerimden kurtulmazsa -ki sanırım yapmaz, umarım - ) çiçeklerimi de içlerine yerleştirip son hallerini öyle fotoğraflamayı planlıyorum.
Dip dip not: Annemin ona gül yaptığımı öğrendiğinde ilk söylediği şu oldu: " Ben paramı yeni koltuklar için biriktireyim bari, kızım herşeyi bedavaya getirdi! " :)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...